myspace codes
Click here for




Tanım

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ İLE İLGİLİ HERŞEY


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Hayrettin KARAMAN
* Diyanet İşleri Başkanlığı
* Milli Eğitim Bakanlığı
* Fen okulu
* dindersi
* islam hukuku
* google
* hotmail
* gmail
* Yenice Kaymakamlığı
* Dinahlak
* Din Kültürü
* İlahiyat forum
* Selçuk İlahiyat Fak
* Yenice Müftülüğü
* Ülkü İlköğretim Okulu
* Güney İlköğretim Okulu
* Yenice Öğretmenevi
* Yenice Belediyesi
* Yortanpazarı Belediyesi
* Yortan Haber

Kategoriler

  • AHLAK
  • ATATURK VE DIN
  • BASARILARIMIZ
  • DERS NOTLARI
  • DINI HIKAYELER
  • DUA ZAMANI
  • EGITICI HIKAYELER
  • EN GUZEL SOZLER
  • ENGUZEL SIIRLER
  • HADISLER
  • ILMIHAL
  • KITAP TANITIM
  • KURANI KERIM
  • OGRENCI URUNLERI
  • PEYGAMBERIMIZIN HAYATINDAN KESITLER
  • REHBERLIK
  • RESIMLERLE YENICE
  • SORU BANKASI
  • YESIL YENICE
  • Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    DOĞAN CÜCELOĞLU'DAN ANEKDOTLAR



    Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

    Bir Katılımcı: Hocam Allah´a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.

    Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti
    bir şey söyler misiniz?
    Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar: ÖLÜM

    Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir.

    Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey
    ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu
    benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
    Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar)

    Cüceloğlu: Öleceğim belli ise , benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...

    Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
    Katılımcılar: Hayır

    Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

    Bir Katılımcı: Evet var.

    Cüceloğlu: Ya Yarın ?

    Bir Katılımcı: Evet.
    Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?
    Bir Katılımcı: Olabilir.

    Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ

    salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

    (Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü; genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)


    Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim

    bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?
    Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.

    Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce

    öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

    (Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?


    Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba

    bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu
    bilseydiniz,o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

    Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.


    Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın,gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden

    çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı
    iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma yada gerginlik yaratırmıydı
    Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun
    boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona,
    yüreğinizin derininden gelen bir ´Seni gerçekten çok seviyorum´ demeye ne gerek var diye düşünürmüydünüz
    Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

    (Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız

    olduğunu şimdi fark etmişlerdir)

    Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz,

    kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde ´Şimdi kalbini kırdım, ama
    zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim´ diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz.
    Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

    *** ÖMER HAYYAM´IN DİZELERİ ***

    İNSAN yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:

    Bunlar için didinmene bir şey denmez.
    Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:
    Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.

    Ailemiz , Yakınlarımız , Sevdiklerimiz , İş arkadaşlarımız , Komşularımız ve Hayatı paylaştıklarımızla
    birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok ,
    Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok ...

    Tarih: , 6/4/2009 Kategori: EGITICI HIKAYELER
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    HALİL İBRAHİM BEREKETİ.....


    Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif Çelebi......anlatıyor :
    Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....
    Büyüğü Halil....
    Küçüğü ise İbrâhim...
    Halil, evli çocuklu.
    İbrahim ise bekârmış...
    Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
    Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
    Bununla geçinip giderlermiş...
    Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
    İkiye ayırmışlar....
    İş kalmış taşımaya....
    Halil, bir teklif yapmış :
    İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı
    bekle.
    Peki abi demiş İbrahim...
    Ve Halil gitmiş çuval getirmeye....
    O gidince, düşünmüş İbrahim:
    Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
    Böyle demiş ve,
    Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
    Az sonra Halil çıkagelmiş.
    Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
    Peki abi...!
    İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldu rup düşer yola..
    O gidince, Halil'i düşünür bu defa:
    Der ki:
    Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
    Ama kardeşim bekâr.
    O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
    Böyle düşünerek,
    Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....
    Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
    Bu, böyle sürüp gider.....
    Ama birbirlerinden habersizdirler.
    Nihayet akşam olur.
    Karanlık basar.
    Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
    Hatta azalmıyor bile....
    Hak teala bu hali çok beğenir.
    Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...
    Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.
    şaşarlar bu işe...
    Aksine çoğalır buğdayları.
    Dolar taşar ambarları.
    Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
    Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir...
    ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN

    Tarih: , 3/4/2009 Kategori: EGITICI HIKAYELER
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    YARATICI DÜŞÜNME


    Nebraska'da yaşlı bir adam yaşardı.
    Patates ekimi için bahçeyi sürmesi gerekiyordu. Fakat, bu çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardım edebilirdi ama o
    da hapisteydi.

    Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve durumunu izah etti:

    Sevgili David,
    Patates bahçemi belleyemeyeceğimden kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış
    sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki, sen bahçeyi benim için hallederdin.
    Sevgiler Baban...

    Yaşlı adam, bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı.

    Babacığım,
    Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm. Sevgiler David...

    Ertesi gün sabaha karşı 4'te, FBI ve yerel polis çıkageldi. Tüm sahayı kazdılar. Ama hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.

    Babacığım,
    Şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım.
    Sevgiler David....

     


    Tarih: , 13/6/2008 Kategori: EGITICI HIKAYELER
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    ÇOCUKLARIN SİZINLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DINLEMELİSİNİZ?

    Kabul Dili

    * Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır.

    * Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir.

    * Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur.

    * En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir.

    * Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz.

    * İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna "terapötik iletiş” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.)

    * Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor.

    * Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki" denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Bunlar:

    1) Emir vermek, yönlendirmek;

    2) Uyarmak. gözdağı vermek

    3) Ahlak dersi vermek;

    4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek

    5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek;

    6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak;

    7) Övmek, aynı düşüncede olmak;

    8) Ad takmak, alay etmek

    9) Yorumlamak, analiz etmek tanı kovmak;

    10) Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak;

    11) Soru sormak, sınamak, çapraz sorgulamak;

    12) Sözünden dönmek oyalamak, şakacı davranmak, konuyu saptırmak;

    başlıkları altında toplanabilecek cevaplardır. Bu cevapların hepsi yapıcı değil yıkıcıdır ve terapist ve danışmanlar çocuklarla çalışırken bu 12 sözlü tepkiyi kullanmazlar.


    Tarih: , 2/6/2008 Kategori: REHBERLIK
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    DUA

    Dua, bir ibadettir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: “Dua ibadetin ta kendisidir.” (Ebû Davud, Tirmizi) Bu açıdan dua ederken, sanki namaz kılıyor gibi tam bir konsantre ile kendimizi vererek dua etmeliyiz. Zaten şu ayet de bu duruma işaret etmektedir: “ Tazarrû ve bin niyaz ile, yalvararak, kendinizi vererek, gizlice Rabbinize dua edin.” (Araf, 55)

    Diğer Hadislerinde Efendimiz şöyle buyururlar: “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizi)  Aziz ve Celil olan Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur.” (Tirmizi, İbni Mace, Hakim) “Allah’ın rahmetinden isteyiniz. Çünkü Allah, kendisinden istenmesini sever.” (Tirmizi) “Kendisine dua etmeyen kula Allah kızar.”

     

    Bediüzzaman’ın ifadesiyle dua bir ubudiyettir (kulluktur) .Ubûdiyetin neticesi ise uhrevîdir. Yani duanın neticesi büyük oranda ahirette görülür. Onun için insan neden duam kabul olmuyor dememeli. Her duaya cevap verilir. Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “ Kullarım Beni Senden soracak olurlarsa bilsinler ki, ben onlara pek yakınım. Bana dua edince dualarına cevap veririm. Öyleyse onlar da, davetime icabet edip, bana hakkıyla inansınlar ki, doğru yolda yürüyüp selamete ersinler.” (Bakara, 186)

    Fakat, cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır.Allah her duaya cevap verir ama her duayı aynısıyla kabul etmeyebilir. O duaya değişik hikmetlerden dolayı değişik şekillerde cevap verebilir. Mesela, insan dünyalık bir şey ister. Allah da bilir ki o dünyalığı verse, o kul azacak, Rabbini tanımaz hale gelecek. Onun  hakkında Allah hayır murad eder, o dünyalık yerine ahirette daha başka mükafatlar hazırlar. Öyleyse duanın neticesi konusunda acele etmemek lazım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “ Herhangi birinizin duası acele etmemek şartıyla kabul edilir. Aceleci kimse ise, ‘Rabbime dua ettim de kabul etmedi’ der.” (Buhari-Müslim)  

    Yine Bediüzzaman’ın teşbihi içerisinde; bir hasta doktordan ilaç istese, doktor da hastanın durumuna göre ilacı değişik dozda verse ya da hiç vermese hasta itiraz edebilir mi? Etse ne kadar mantıksız olduğu aşıkardır. İşte biz de birer hasta durumundayız. Herşeyimizi Allah’tan istiyoruz. Bize bizden daha yakın olan, içimizden geçenleri  bilen, geçmişimize geleceğimize hükmeden Allah ise, bizim durumumuza göre karşılık veriyor. 

    Dua, bizim Rabbimiz katındaki yerimizi belirler. Ayette buyuruluyor ki, “ Duanız yoksa Rabbim sizi ne yapsın, ne ehemmiyetiniz var ki?!” (Furkan, 77)

    Duada esas olan, kulun Allah’a muhtac olduğunu, O’ndan başka çaresi olmadığını bilmesidir. Zaten en çok kabule şayan olan da bu tür dualardır. Yani muztar bir durumda, adeta denizin ortasında kalmış da herşeyin bittiği anda Allah’a yalvarıyor gibi yalvarmak duaların en makbuludur. Allah bu hakikatı Kur’an’da şöyle ifade ediyor. “ Büsbütün çaresiz kalıp kendisine yalvaranların duasına icabet eden, sıkıntıları gideren kimdir?” (Neml, 62) 

    DUANIN ÇEŞİTLERİ

    Dört çeşit dua vardır.

    1.                  İstidat ve kabiliyet diliyle dua: Bitkilerin ve hayvanların duaları böyledir. Mesela bir tohum, Allah’tan gelişip bir ağaç olmayı, meyve vermeyi, her safhasında Allah’ın isimlerine mazhar olmayı arzu eder. Allah da onun bu isteğini bilir ve imkan verir. 

    2.                  Fıtrî ihtiyaç diliyle dua. Her canlı bu şekilde dua eder. Kendi iktidarları dairesinde olmayan, ellerinin yetişemediği ihtiyaçlarını bu duayla isterler.

    3.                Iztırar diliyle yapılan dua. Yani sebeplerin büsbütün kesildiği, ümidin bittiği yerde, adeta okyanusun ortasında bir tahtaya yapışıp kalan insanın yaptığı gibi yapılan dua

    Bu üç duanın kabul edilmesi bir mani olmazsa katîdir. Bu durum bize bir şey anlatır. Yani biz de kabiliyetlerimizi işleterek, ihtiyaçlarımızı hal diliyle ortaya koyarak ve ıztırar sahibi olarak, ayetin ifadesiyle yalvara yakara, içten dua edersek büyük ihtimalle kabul olur.

    4.       Biz insanların duasıdır. Bu da ikiye ayrılır.

    1. Fiilî, yani çalışarak yapılan dua.

     Bir öğrencinin imtihan için, bir işçinin rızkını kazanmak için çalışması gibi.

     2. Kavli, yani dil ile yapılan dua. Çalışan öğrenci ve işçinin çalıştıktan sonra ellerini açıp yaptığı dua gibi.

    Buradan da anlaşılıyor ki, kainatta her şey kendi diliyle Allah’a dua ediyor. Kainattan Allah’a toptan dualar yükseliyor. Zaten şu ayette de buna işaret buyuruluyor: “ Her şey Allah’ı övgü ile tesbih eder.  Ancak siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.”(İsra, 44) Yapılan tesbihler aynı zamanda birer duadır. 

    DUA NASIL OLMALI?

    1.       Duaya tesbih ve hamd ile başlamalı.

    2.       Tevbe istiğfar etmeli.

    3.                  Duanın başında ve sonunda salavat getirmeli. Çünkü yapılan salavatlar Efendimiz’e yapılan dualar olduğu için Allah onları kabul etmektedir. Kabul edilen iki dua arasındaki duaların da kabul edilmesi ümid edilir. Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu haber verilir: “ Allah’tan bir şey istediğinizde bana salavat getirin. Çünkü Allah, kendisinden iki şey istendiğinde birisini kabul edip diğerini geri çevirmeyecek kadar kerem sahibidir.” (Ebû Talib Mekkî rivayet eder)

    4.                  Duanın, katıksız, şartsız olması gerekir. Yani sırf Allah rızası için dua etmeli. Bunun bizim dilimize yerleşmiş hali “Hayırlısı Allah’tan” şeklindedir.

    5.       Ayet ve Hadislerde geçen dualarla dua etmeli. Çünkü en güzel dualar onlardır.

    6.                  Duaya kesin olarak inanmalı. Yani herşeye gücü yeten, herşeyin sahibi  olan birinin huzurunda olduğunu bilmeli. Ona göre de Allah’tan büyük istemeli, himmetleri yüksek tutmalı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: “ Biriniz dua ettiğinde büyük ümitler besleyip isteğini büyük tutsun.Çünkü Allah’a göre hiçbir şey büyük değildir.” (İbni Hibban)  “Kabul edileceğine kesin inanarak Allah’a dua edin. Biliniz ki, Allah gaflet içindeki bir gönülden yapılan duayı kabul etmez.” (Tirmizi, Hakim) 

    7.       Duada ısrar edilmeli.

    8.                  Özellikle gecenin son bölümünde ve farz namazların arkasından dua etmeli. Hangi duanın daha çok kabul olma ihtimali olduğunu soran sahabeye Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “ Gecenin son bölümünde (seher vaktinde) ve farz namazların arkasından yapılan duadır” cevabını verir.

    9.                  Cuma günleri icabet saatinde (ki, bu belli değildir), mübarek gecelerde, Ramazanda, seher vakitlerinde, namazların arkasından, mübarek mekanlarda, mübarek insanlarla beraber,

    10.              Gıyaben dua edilmeli. Zira, mü’minin mü’min kardeşi için yaptığı duanın kabul edileceği, Efendimiz tarafından müjde verilmektedir. 

    11.              Dua ettikten sonra Allah’ın işine karışmamalı. Dua ederken bir çocuk saflığı içinde dua etmeli. Yani ben ne istersem Allah verir düşüncesi içinde yalvarmalı.

    Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahi izafi

    güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Gönüllerimizi güzellik duygularıyla mamur kıl ve bize her

    zaman güzel kalmanın yollarını göster! Ey günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan,

    haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara manevi kirlerinden arınma fırsatları veren

    Merhametliler Merhametlisi! Bizi günahlarla, hatalarla kirlenmekten koru; kirlendiğimizde de mağfiret

    ve merhametini bizden esirgeme!

    Bütün benliğimizle son bir kere daha Sana yöneliyor, afv ve afiyet dileniyoruz. Kalp

    katılığından, gafletten, başkalarına bar olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten; cehaletten

    ve faydasız bilgiden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan; nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından; ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz. Senden her zaman, yalvaran diller, haşyetle ürperen gönüller

    istiyoruz. Tevbelerimizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lutfeyle!

    Delil ve bürhanlarımızı hedefine yönlendir, kalplerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönül

    kirlerimizi temizle! Allahım, Senden her işimizde sebat, Kur’an yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı

    da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme, itaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana baş kaldıranlara da doğru yolu göster.. muzdariplerin dualarını icabetle taclandır, sıkıntıda bulunanları lutfunla şad eyle, hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiç bir yanda muzlim bir nokta..!

    Dua hakkında Ayetler:

    “Rabbiniz buyurdu ki, siz bana dua edin, ben de duanızı kabul edeyim.” (Mü’min, 40/60)

    “İçinizden yalvararak ve ürpererek, haddi aşmadan Rabbinize dua ediniz, hiç şüphesiz o haddi aşanları sevmez.” (A’raf, 7/55)

    “Kullarım beni senden sorarlarsa de ki; ben onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. Buna karşılık onlar da benim emirlerime uyup bana iman etsinler ki, doğru yola kavuşmuş olsunlar.” (Bakara, 2/186)

    “Kendisine dua edince, çaresiz kalanın duasını kabul edip sıkıntıyı gideren ve sizleri yeryüzüne daha öncekilerin yerine geçiren kim?! Bunu yapan Allah ile beraber bir başkası mı? Ne kadar az düşünüyorsunuz!” (Neml, 27/62)

    “De ki, duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki!” (Furkan, 25/77)

    Hadisler:

    “Dua ibadetin ta kendisidir.” (Ebû Dâvud, Tirmizi)

    Aişe Validemiz der ki; “Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem özlü duaları sever, geriye kalanlara iltifat etmezdi.” (Ebû Dâvud)

     “Kendiniz, çocuklarınız ve mallarınız hakkında, beddua etmeyiniz, çünkü Allah’ın her duayı kabul edeceği bir ana rastlayabilir.” (Müslim)

    “Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secde anıdır. Orada çok dua ediniz.” (Müslim)

    “Herhangi birinizin duası, acele etmemek şartıyla kabul olunur.” Sahabe sorar: Ey Allah’ın Resulü, duada acele etmek nasıl olur? Efendimiz cevap verir:  Aceleci kimse, “Rabbime dua ettim de kabul olunmadı” der ve dua etmekten vazgeçer.” (Buhari, Müslim)

    Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sorarlar: Hangi dua kabul olunmaya daha layıktır? Efendimiz cevap verir: “Gecenin ikinci yarısı ile farz namazların arkasından yapılan dualar.” (Tirmizi)

    “Yeryüzünde, günaha götürücü olmayıp, akrabalarla ilişkiyi kesmeye yönelik bulunmayan bir insanın Allah, hem isteğini kabul eder hem de o isteğine karşılık  onu bir kötülükten kurtarır.” Kendisine “Biz Allah’tan çok isteriz” diyen  sahabeye Allah Resulü şöyle cevap verir: “Allah’ın bağışlayıcılığı, sizin isteklerinizden daha çoktur.” (Tirmizi)

     

    Mü’min kardeşine gıyaben dua etmek:

    Ayetler:

     Cenabı Hakk, buyuruyor: “Onlardan sonra gelenler, Ey Rabbimiz, bizi ve bizden önceki inanan kardeşlerimizi bağışla.”  (Haşr, 59/10)

    “Kendi günahların için ve mü’min erkek ve kadınlar için Allah’dan af dile.”

    ( Muhammed, 47/19)

    “Ey Rabbimiz, hesaplaşma günü, benim ana-babamın ve bütün mü’minlerin günahlarını bağışla” (İbrahim, 14/41)

    Hadisler:

    “Mü’min kardeşi için, onun arkasından dua eden kimse için, bir melek “aynısı sana da olsun” der.” (Müslim)

    “İnsanın müslüman kardeşi için, onun arkasından yaptığı dua kesin olarak kabul edilir. Mü’min kardeşi için dua yapanın yanıbaşında görevli bir melek bulunur: bu görevli melek “Amin, aynısı sana da olsun” der.” (Müslim)


    Tarih: , 17/5/2008 Kategori: DUA ZAMANI
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa İnternet Radyo ve TV

    < SiteniEkle.NET - PaylasimTurkey.Com Popüler Siteler

    Din Ahlak Eğitim Siteleri Eğitim Siteleri Birliği Dini100.Net İslami Siteler Birliği iSLAMi Toplist Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri İslami Siteler