myspace codes
Click here for





Tanım

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ İLE İLGİLİ HERŞEY


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Hayrettin KARAMAN
* Diyanet İşleri Başkanlığı
* Milli Eğitim Bakanlığı
* Fen okulu
* dindersi
* islam hukuku
* google
* hotmail
* gmail
* Yenice Kaymakamlığı
* Dinahlak
* Din Kültürü
* İlahiyat forum
* Selçuk İlahiyat Fak
* Yenice Müftülüğü
* Ülkü İlköğretim Okulu
* Güney İlköğretim Okulu
* Yenice Öğretmenevi
* Yenice Belediyesi
* Yortanpazarı Belediyesi
* Yortan Haber

Kategoriler

Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

Ahlak

 

İSLÂM VE AHLÂK

Konular:
• Ahlâk Neye Denir
• İslâm'da Ahlâk
• İnanç ve İbadetlerin Ahlâkımıza Tesiri
• Ahlâkı Güzelleştirmenin Yolu
 
 

Ahlâk Neye Denir
Ahlâk, insanın ruhuna yerleşen alışkanlıklardır. Bu alışkanlıklar, fazla düşünmeye gerek olmadan fiil ve davranışlarımızı meydana getirir.
Ruhumuza yerleşen alışkanlıklar iki kısımdır:
1) İyi alışkanlıklar,
2) Kötü alışkanlıklar.
Organlarımızın hareketleri ruhumuza bağlıdır. Ruhumuza iyi alışkanlıklar yerleşirse organlarımızın fiil ve davranışları iyi olur. Bunlara güzel ahlâk denir. Ruhumuza kötü alışkanlıklar yerleşirse davranışlar kötü olur. Bunlara da kötü ahlâk denir. Davranışlarımızın iyi, ahlâkımızın güzel olabilmesi için ruhumuzu kötü huylardan temizleyerek iyi huylar yerleştirmemiz gerekir.

İslâm'da Ahlâk
İslâm Dininde ahlâkın büyük bir önemi ve değeri vardır. İslâmın gayesi insanları güzel ahlâk sahibi yaparak olgunlaştırmaktır. İslâm güzel ahlâk demektir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
«Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.» (88) Bir müslümanın değeri ahlâkının güzelliği ile ölçülür. Peygamber Efendimiz:
«Sizin bana en sevimliniz ve kıyamet gününde bana en yakınınız ahlâkı en güzel olanınızdır.» (89) buyurarak bu gerçeği dile getirmiştir.
Peygamberimize:
«Allah katında en sevgili kullar kimlerdir?» diye sordular:
Peygamber Efendimiz:
«Ahlâkı en güzel olanlardır» (90) buyurdu. İbadetler nasıl dinimizin emri ise, güzel ahlâklı olmak da dinimizin emridir. İslâm'da ibadetlerin bir gayesi de kişileri kötülükten sakındırmak ve iyi ahlâk sahibi yapmaktır.

İnanç ve İbadetlerin Ahlâkımıza Tesiri
Gerçek bir inanca sahip olan insan, bütün davranışlarının Allah tarafından görüldüğüne ve bunların görevli melekler tarafından da yazıldığına inanır. Dünyada yaptığı her iş ve davranışın kıyamet gününde kendisinden sorulacağını bilir. İyilik yapanların bunun mükâfatını göreceğine, kötülük edenlerin de cezasını çekeceğine kesinlikle inanır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
«Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.» (91)
Bu inanç, insanı kötülüklerden uzaklaştırır ve iyilik yapmaya yöneltir. Kalbinde böyle bir inanç ve sorumluluk duygusu taşımayan kimselerden ise kendi çıkarları olmadıkça iyilik beklenmez, bunlar fırsat bulunca kendi çıkarları için her kötülüğü yapabilirler.
Halbuki kalbinde sağlam bir inanç taşıyan bir müslüman bütün davranışlarına dikkat eder. Kimseye kötülük yapmaz. Elinden geldiği kadar iyilik etmeye çalışır. İbadetler, hem kalbimizdeki imanı güçlendirir, hem de iyi ahlâklı olmamızı sağlar.
Beş vakit namaz, bize daima Allah'ı hatırlatır, her türlü çirkin davranışlardan vazgeçirir. Oruç, şefkat ve merhamet duygularını geliştirir, elimizi haramdan, dilimizi yalandan korur. Zekât cimrilikten kurtarır, başkalarına karşı iyilik ve yardımseverlik duygularını geliştirir, topluma faydalı bir insan haline getirir.
İnsanların çalıştığı iş kolları, kazanç yolları çeşitlidir. Çalışıp kazanmada dikkat edeceğimiz husus: Kazancımızı helâl yollardan sağlamak ve rızkımıza haram karıştırmamaktır.
Peygamber Efendimiz;
«İnsanın, malını nereden kazanıp nereye harcadığından kıyamet günü sorguya çekileceğini» (92) bildirmiş, kazancına haram karıştıranlar hakkında şu uyarıda bulunmuştur:
«Bir müslümanı aldatan, yahut zarar veren veya hile yapan bizden değildir.» (93)
Çalışıp kazanırken doğru hareket edenler için de şu müjdeyi vermiştir:
«Ticarette doğruluktan ayrılmayan kıyamet gününde Peygamberlerle beraber olacaktır.» (94) Doğruluk, müslümanlıkta çok önemli bir ahlâk kuralıdır. Müslümana yakışan, iş hayatında doğruluktan ayrılmamak, insanları aldatmaktan, karaborsacılıktan, kaçakçılığın her çeşidinden sakınmak, helâl ve temiz yollardan kazanmaktır.
İyi ahlâk sahibi insan, işini doğru yapar, kimseyi aldatmaz, hile ve dolandırıcılık yapmaz. Üzerine aldığı görevi hakkıyle yapar, hem kendisine, hem de çevresine yararlı olur.

Ahlâkı Güzelleştirmenin Yolu
Çocuk dünyaya tertemiz olarak gelir. Eğer anne ve babası tarafından iyi terbiye edilir, güzel huylar kazandırılırsa iyi ahlâklı olarak yetişir. Şayet iyi terbiye edilmez, ruhunu kötü huylar bir kara leke gibi kaplarsa ondan güzel ahlâk ve iyi davranışlar beklenmez.
Nasıl ki, bedenimizi rahatsız eden hastalıklar ilâçla tedavi edilirse, ruhumuz da çirkin huyların atılarak yerlerine iyi huyların yerleştirilmesi ile tedavi edilebilir.
Sevgili Peygamberimiz: «Ahlâkınızı güzelleştiriniz» (95) buyurarak kötü ahlâkın düzelebileceğini belirtmiştir.
Kendisinde bulaşıcı hastalık olan bir hasta ile oturup kalkan kimse aynı hastalığa yakalanabilir. Kötü ahlâklı insanlarla arkadaşlık edenler de onların davranışlarından etkilenir ve zamanla iyi huylarını kaybederek kötü ahlâklı olurlar. Bu sebeple, iyi ahlâk sahibi olmak ve bunu devam ettirebilmek için iyi bir ahlâk eğitimi görmek yanında bilgili ve iyi ahlâklı insanlarla arkadaşlık etmek, kötülerle düşüp kalkmaktan sakınmak lazımdır.
Sevgili Peygamberimiz:
- İyi kimselerle arkadaşlık etmeyi, güzel kokular satılan bir dükkanda oturmaya benzetmiştir. Dükkan sahibi o kimseye bir şey ikram etmese bile oranın güzel kokularından yararlanır.
- Kötü kimselerle arkadaşlık etmeyi de demirci dükkanında oturmaya benzetmiştir. Orada oturan kimseye ya bir ateş kıvılcımı sıçrar, veya fena kokusundan rahatsız olur. (96)
İşte bunun gibi iyi kimselerle arkadaşlık edene, iyilerin güzel ahlâkı tesir eder, o da iyi huylu olur. Kötü ahlâklı insanlarla arkadaşlık yapanlara da onların kötü davranışları tesir eder ve zamanla o kimsenin iyi huyları bozulur, kötü ahlâklı olur.
Bize düşen görev; arkadaş seçiminde dikkatli olmak, iyi ve bilgili kimselerle dost olmak, onların söz ve sohbetlerinden yararlanmak, kötü insanlardan uzak durmaktır. Ancak; kötü davranışlardan kurtarmak amacı ile insanlara yaklaşmalı ve iyi ahlâk sahibi olmalarına yardımcı olmalıyız.
 
 

AHLÂKÎ GÖREVLERİMİZ

Konular:
• Ahlâkî Görevlerimiz
• Allah'a, Peygambere ve Kur'an'a Karşı Görevlerimiz
• Kendi Şahsımıza Karşı Görevlerimiz
• Bedenimize Karşı Görevlerimiz
• Ruhumuza Karşı Görevlerimiz
• Yemede ve İçmede Ahlâk Kuralları
• Konuşurken Uyulması Gereken Ahlâk Kuralları
• Diğer Organlarımızın Düzeltilmesi
 
 

Ahlâkî Görevlerimiz
İslâm dininde ahlâkî ğörevler başlıca beş kısımdır:
1) Allah'a, Peygambere ve Kur'an'a karşı görevlerimiz,
2) Kendi şahsımıza karşı görevlerimiz,
3) Ailemize karşı görevlerimiz,
4) Vatan ve milletimize karşı görevlerimiz,
5) Bütün insanlara karşı görevlerimiz.

Allah'a Karşı Görevlerimiz
Bizi yoktan var eden ve mükemmel organlarla donatan, yeryüzünde ne varsa hepsini bizim faydalanmamız için yaratan Allah'tır. İnsana tanınan bu üstün özellikler hiçbir canlıya verilmemiştir. Bu iyiliklere karşı yapmamız gereken görevler vardır.
Bu görevler:
- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.
- İbadet vazifelerini yerine getirmek.
- Emirlerine uygun hareket edip yasak ettiği şeylerden sakınmak.
- Allah sevgisini her şeyden üstün tutmak.
- O'nun adını saygı ile anmak.
- Verdiği nimetlere şükretmek.

Peygambere Karşı Görevlerimiz
Allah, İslâm dinini insanlara tebliğ etme görevini Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'e verdi. Sevgili Peygamberimiz insanlığın kurtuluşu için çok çalıştı. Bu uğurda birçok güçlüklerle karşılaştı. İslâmın ışığı ile dünyayı aydınlattı. İnsanlara mutlu olmanın yollarını gösterdi.
Bu sebeple;
- O'nun son ve en büyük peygamber olduğuna inanmak,
- O'nu çok sevmek, adı anıldığı zaman salevat-i şerife okumak,
- O'nun gösterdiği yoldan yürümek,
- O'nun güzel ahlâkını kendimize örnek alarak yaşamak.
Peygamberimize karşı yerine getirmemiz gereken görevlerdir.

Kur'an'a Karşı Görevlerimiz
- Kur'an-ı Kerim'in Allah tarafından Peygamberimiz vasıtası ile gönderilen son kitap olduğuna inanmak,
- Onu usulüne göre güzelce okumak,
- Manasını anlamaya çalışmak,
- Kur'an'ı okurken ve dinlerken son derece saygılı olmak.
- Kur'an'ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden sakınmak.

Kendi Şahsımıza Karşı Görevlerimiz
İnsan beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Bu sebeple kendimize karşı görevlerimiz iki kısma ayrılmaktadır:
1) Bedenimize karşı görevlerimiz,
2) Ruhumuza karşı görevlerimiz.

1- Bedenimize Karşı Görevlerimiz
a) Dengeli Beslenmek: Yiyeceğimize, içeceğimize dikkat ederek dengeli beslenmeliyiz. Çünkü sağlıklı ve güçlü bir bedene sahip olabilmemiz buna bağlıdır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: «Ey İnsanlar; Yeryüzündeki temiz ve helâl olan şeylerden yiyiniz.» (97)
Peygamber Efendimiz: «Kuvvetli mü'min zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allah katında daha sevimlidir.» (98) buyurarak müslümanın güçlü ve kuvvetli olmasını istemiştir.
b) Sağlımızı Korumak: Vücudumuzu hastalıklardan korumak ve bunun için gerekli tedbirleri almak görevimiz olduğu gibi herhangi bir hastalığa yakalandığımız takdirde tedâvi olmak da görevimizdir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
«Ey Allah'ın kulları! Tedâvi olunuz. Çünkü Allah verdiği her hastalığın ilâcını da yaratmıştır.» (99)
İslâm Dini, vücudumuza zararlı olan alkollü içkileri ve uyuşturucu maddelerin kullanılmasını yasaklamış, sağlığımızı tehlikeye düşürecek her türlü davranıştan sakınmamızı emretmiştir.
Sağlığımız yerinde iken değerini iyi bilmeli, hastalıklara karşı daima tedbirli olmalıyız. Çünkü insan çoğu zaman nimet elde iken onun değerini hakkıyle bilemez. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
«İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlarda aldanmıştır. (Yani bunların değerini bilmez.) Biri sağlık, diğeri de boş vakittir.» (100)
c) Temizliğe Dikkat Etmek: Bedenimize karşı görevlerimizden biri de temizliktir. Müslümanın bedeni, elbisesi ve çevresi temiz olmalıdır. Temizliğin sağlığımızın korunmasında önemli rolü vardır. Peygamberimiz:
«Temizlik imanın yarısıdır.» (101) buyurarak dinimizin temizliğe verdiği önemi belirtmiştir.
Sevgili Peygamberimiz diş temizliğine de büyük önem vermiş, bize de dişlerin temizlenmesini tavsiye ederek şöyle buyurmuştur:
«Size ne oluyor da dişleriniz sararmış olarak yanıma geliyorsunuz? Misvak kullanınız.» (102)

2- Ruhumuza Karşı Görevlerimiz
Ruhumuza karşı görevlerimiz şunlardır:
- Ruhumuzu asılsız ve yanlış inançlardan temizlemek,
- Doğru ve sağlam inançlar yerleştirmek,
- Doğru ve faydalı bilgilerle donatmak,
- Kötü düşünce ve çirkin huylardan arındırmak,
- İyi düşünce ve güzel huylarla süslemek.

Yemede ve İçmede Ahlâk Kuralları
- Yiyecek ve içeceklerin helâl olması,
- Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak,
- Yemeğe başlarken "Bismillâh", yemek bitince de "El-Hamdülillâh" demek,
- Yemeği kendi önünden almak ve sağ el ile yemek,
- Lokmayı ağıza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak,
- Lokma ağzında iken konuşmamak,
- Bir lokmayı yutmadıkça diğerini almamak,
- Yemeği soğutmak için, yemeğin içine üflememek,
- Su içerken bardağın içine nefes vermemek,
- Başkalarını tiksindirecek söz ve davranışlarda bulunmamak,
- Yemekte israf etmemek, tabağa yiyebileceği kadar yemek koymak ve koyduğu yemeği bitirmek,
- Toplu yemek yenirken herkes yemeği bitirmeden sofradan kalkmamak,
- Yemeğe önce büyüklerin başlaması,
- Sokaklarda yememek.
Yemek bitince şöyle dua edilir:
«Bizi yediren, içiren ve müslüman olarak yaratan Allah'a hamdolsun.»

İslâm Dininde Yiyilmesi ve İçilmesi Helâl ve Haram Olan Şeyler
Dinimiz, temiz ve yararlı olan şeylerin yenilmesi ve içilmesini helâl kılmış, zararlı, pis ve iğrenç olanları da haram kılmıştır. Müslüman yiyecek ve içeceklerine dikkat etmeli dinimizin yasakladığı şeylerden sakınmalıdır.
Yiyilmesi haram olan şeylerin hepsini burada saymıyacağız. Ancak bazılarını kısaca belirtmekle yetineceğiz.

Yiyilmesi haram olan şeylerden bazıları:
1- Leş: Kendiliğinden ölmüş hayvan,
2- Kan: Usulüne göre kesilen hayvanın vucudundan akan kan.
Dalak ve ciğer gibi organlarda kalan kan, akmış olmadığı için bu organlarla beraber yenir.
3- Domuz eti: Domuz etinin yenilmesi, dinimizce kesinlikle yasaktır. Domuz, pis olan gıdaları sevdiği için vucüdunda fazla miktarda mikrop bulunur. Bunların başında insan sağlığı için çok tehlikeli olan tirişin ve tenya gelir. Modern Tıp, domuz etinin birçok zararını tesbit etmiştir. Daha pek çok zararı ileride daha iyi anlaşılacaktır. Bilmemiz gereken şudur:
Domuz etini yemek haramdır. dinimizce yasaklanan şeylerde mutlaka birtakım zararlar ve henüz bilemediğimiz sebepler vardır. Eğer bunlar yararlı olsaydı bize bizden daha merhametli olan Allah, bunları yasaklamazdı.
Bizi yaratan ve yaşatan Allah'tır. O, bize bizden daha merhametlidir. Bize neyi emretmişse onda bizim yararımız vardır. Neyi yasaklamış ise zararlı olduğu için yasaklamıştır. Her geçen gün bunların zararları daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu sebeple biz müslüman olarak dinimizin emrettiği şeyleri yapmak, yasakladığı şeylerden de sakınmak zorundayız.
4- Allah'tan başkası adına kesilen hayvan: Bir hayvan Allah'tan başkası adına kesilirse eti yenmez.
Allah, hayvanları da insanların yararlanması için yaratmıştır. Hayvanı keserken Allah'ın adını anmak yani besmele çekmek gerekir.
Kur'an-ı Kerimde yiyilmesi haram olan şeyler hakkında şöyle buyurulmaktadır:
«Allah size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı…» (103)

İçilmesi haram olan şeyler:
1- İçki: Sarhoşluk veren içeceklere denir. Dinimiz sarhoşluk veren her türlü içkiyi haram kılmıştır.
Çoğu sarhoşluk veren alkollü içkilerin azını içmek de haramdır. Bu sebeple «Sarhoş olmayacak kadar az içersem yine haram olur mu?» denilemez.
Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
«Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.» (104)
İçkinin pek çok zararları olduğu bilinen bir gerçektir.
Dinimizin alkollü içkileri yasaklamış olması, bizim iyiliğimiz içindir. Müslüman, içkinin her çeşidinden mutlaka sakınmalı, kendisini içki içmeye teşvik edenlere aldanmamalıdır.
Yüce Allah, Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de içkinin kesinlikle haram olduğunu bildirmiş, (105) Peygamberimiz de «İçkiden sakının, çünkü o, bütün pisliklerin anasıdır.» (106) buyurarak içkinin pek çok kötülüğün doğmasına sebep olduğunu duyurmuştur.
İçkinin vucüdu tahrip ederek birçok hastalıklara sebep olduğu bilinen bir gerçektir.
Alkollü içkiler, zihni faaliyetleri durdurduğu için insan kendini kontrol edemez hale gelir. Ne yaptığının farkında olmaz, ne söylediğini bilemez. İçki birbiri ile dost olan arkadaşlar arasında tartışmalara ve kavgalara sebep olur. Sarhoşluk yüzünden çıkan kavgalar bazen cinayetle sonuçlanır. İçkili vasıta kullananların trafik kazası sonucunda ölüme gittiğini ve pek çok kişinin de ölümüne sebep olduğunu hemen her gün görüyoruz.
Evine sarhoş olarak gelen ve ailesi ile gereksiz yere tartışıp, evde huzursuzluk çıkaran, hanımını ve çocuklarını döven ve bu yüzden aile yuvasını yıkanların sayısı az değildir.
Dinimizin alkollü içkileri yasaklaması, hem kişilerin sağlığı, hem de aile ve toplumun huzuru bakımından çok yararlı olmuştur.
2- Uyuşturucu Maddeler: Dinimiz uyuşturucu maddelerin hangi yoldan olursa olsun vucüda alınmasını ve kullanılmasını haram kılmıştır.
Uyuşturucu maddeleri kullanmak, alkollü içkilerden daha çabuk tahribat yapmaktadır.
Bunları kullananların ne hale geldiklerini, nasıl acınılacak duruma düştüklerini görüyoruz. Beyaz zehir olarak adlandırılan uyuşturucu, insanlık için çok büyük bir tehlike halini almıştır. Bütün dünya bu ölüm tuzağı ile mücadele etmektedir.
Bir defa kullananın artık bundan kurtulması çok zordur. Onun için uyuşturucudan da, uyuşturucu kullanandan da mutlaka uzak durmak lâzımdır. Bunlara yaklaşmak ateşe atlamak kadar tehlikelidir. Uyuşturucu, en vahşi canavardan daha acımasızdır. İşte dinimiz, insanı perişan ederek çırpına çırpına can vermesine sebep olan uyuşturucuyu yasaklamakla insanlığı büyük bir tehlikeden kurtarmıştır.
Alkollü içkileri ve uyuşturucu maddeleri yasaklayan, insana ve insan sağlığına büyük değer veren bir dine mensup olduğumuz için Allah'a şükretmeliyiz.

Aman Bu Ölüm Tuzağına Dikkat!..
Dinimiz, insan sağlığına büyük önem vermiş, beden ve ruh sağlığımıza zarar veren şeylerin içilmesini, kullanılmasını ve hangi yoldan olursa olsun vücuda alınmasını haram kılmış, kesinlikle yasaklamıştır.
İnsanın, kendi vücudunu kendi elleriyle bile bile tahrip etmesi ne kadar acıdır.
«Bir kere kullanmakla bir şey olmaz» diyerek uyuşturucu kullanmaya başlayanların bir daha ondan kurtulması çok zordur. Çünkü bu, zehiri denemek demektir. Zehir ancak bir defa tecrübe edilir. İkinci tecrübesi yoktur. Zira ilk tecrübe ölümle sonuçlanır. Uyuşturucu da böyledir, tecrübe etmeye gelmez. Uyuşturucu kullanmaya başlayan artık geriye dönüşü olmayan tehlikeli bir yola girmiştir. Yolun sonunda ise acıklı bir ölüm vardır.
Öyle ise;
Ey anneler, babalar!
Çocuklarımıza sahip çıkalım. Onların kimlerle arkadaşlık ettiklerini, kimlerle oturup kalktıklarını ve nerelerde gezip dolaştıklarını takip edelim. Bizi ömür boyu evlat acısı ile kıvrandıracak olan bu felaketten çocuklarımızı mutlaka koruyalım.
"Benim çocuğum böyle şeyleri yapmaz" demeyelim. Çocuğumuz çok iyi olabilir, ona çok da güvenebiliriz. Ancak çocuklarımıza kurulan tuzaklardan haberimiz olmayabilir. Biricik yavrularımızın, şer odaklarının sinsi ve hain tuzaklarından etkilenmeyeceğini nasıl temin edebiliriz? Temin edemeyeceğimize göre bu konuda çok duyarlı ve tedbirli olmamız gerekir.
Uyuşturucu kullanmak; kendini göre göre uçurumdan aşağıya atmak, bile bile ölüme gitmektir. Uyuşturucu öyle bir tuzaktır ki ona yakalanan kişinin bir daha kurtulması çok zordur, hemen hemen imkânsızdır.
Bu sebeple, uyuşturucu tehlikesine karşı hep birlikte uyanık olmanın gereğini bir kere daha dile getirerek diyoruz ki;
En iyi tedbir, bu korkunç tuzağa hiç yaklaşmamak, bu acımasız canavarın pençesine düşmemektir. Bu beladan kurtulmanın tek ve kesin çaresi, onu hiç kullanmamaktır. Bunu sakın unutmayalım.
Biricik varlığımız olan gençlerimize sesleniyoruz:
Sevgili Gençler!...
Kendinizi düşünün.
Geleceğinizi düşünün.
Önünüzde güzel bir gelecek var.
Hayatınızın baharında kendinize yazık etmeyin.
Sizden hiç bir fedakarlığı esirgemeyen ailenizi düşünün.
Sizden büyük hizmetler bekleyen ülkenizi düşünün.
Ölümden sonraki ikinci ve sonsuz hayatı düşünün.
Dünyayı ve ahireti kendinize zindan etmeyin.
Sizden çok şey bekleyen milletimizi üzmeyin.
Gelin bu uyarılara kulak verelim.
Ve hep birlikte;
«Ölüm tuzağı uyuşturucuya kesinlikle hayır.» diyelim.

Konuşurken Uyulması Gereken Ahlâk Kuralları
- Söyleyeceği sözün sonunu düşünerek ona göre konuşmak,
- Dünya ve ahiret için yararı olmayan sözleri söylememek,
- Sözleri ile kimsenin gönlünü kırmamak, konuşurken başkasının sözünü kesmemek,
- İnsanların makam ve şahıslarına göre konuşmak,
- Bir insanı öğerken aşırı gitmemek,
- Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak,
- Boşboğazlık, gevezelik etmemek,
- Konuşurken ağzını eğip bükmemek, bilgiçlik taslamamak, başkalarının sözlerinde kusur aramamak,
- Dilini kötü sözlere alıştırmamak, yalan söylemekten, yalan yere yemin etmekten, başkalarının aleyhinde konuşmaktan, koğuculuk yapmaktan, yalan yere söz vermekten sakınmak.
- Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak,
- Söylenmemesi istenen bir sırrı başkalarına söylememek.
Peygamberimiz, kurutuluş yolu nedir? diye sorana şu cevabı vermiştir: «Dilini muhafaza et.» (107)
Ashabdan biri Peygamberimize: Kendim için korkacağım en tehlikeli şey nedir? dedi. Sevgili Peygamberimiz mübarek dilini eliyle tutarak: «İşte budur» (108) buyurdu.
Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde de şöyle buyurmuştur: «Allah'a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayırlı söz söylesin veya sussun.» (109)
Görülüyor ki, dilimize sahip olmamız, söyleyeceğimiz sözlere dikkat etmemiz çok önemli bir ahlâk kuralıdır.

Diğer Organlarımızın Düzeltilmesi
Dilimizden başka diğer organlarımızı da terbiye ederek davranışlarımızı düzeltmek, organlarımızı ahlâk kurallarına uygun olarak kullanmak kendimize karşı yerine getirmemiz gereken görevlerdendir. Bu görevler kısaca şunlardır:
- Ellerini ve ayaklarını haramdan, başkalarına zarar veren işlerden çekmek,
- Kendisinin olmayan bir şeye kötü gözle bakmamak, gözleri ile başkalarının kusurlarını görmeye çalışmamak, gözü ile kimseyi rahatsız etmemek,
- Kulakları ile yalan, gıybet, dünya ve ahirete faydası olmayan sözleri dinlememek,
- Hiç kimsenin malına, canına, namusuna tecavüz etmemek.

Selâm Vermek
Selâm, müslümanlar arasında sevgi ve dostluğa vesile olan güzel bir davranıştır. Selâm, her türlü kötülükten uzak olma anlamındadır. Selâm vermekle din kardeşimizin kötülüklerden korunmasını istemiş ve onun iyiliği için dua etmiş oluruz.
Selâm vermek sünnet, verilen selâmı almak farzdır.
Selâmlaşmak müslümanlar arasındaki sevgiyi artırır, kardeşlik duygularını kuvvetlendirir. Peygamberimiz, selâmlaşmanın hayırlı bir ibadet ve birbirimizi sevmemize vesile olan iyi bir davranış olduğunu bildirmiştir.
Selâm; «Esselâmu aleyküm» cümlesidir.
Bu, «Selâmün aleyküm» şeklinde de söylenebilir. Selâm veren bunlardan birini söyler. Selâmı alan kişi de: «Ve aleykümüsselâm» veya «Aleykümüsselâm» diyerek selâma karşılık verir.
Selâmlaşırken;
- Genç olan, yaşlıya,
- Araçta olan, yaya olana,
- Yürüyen, oturana,
- Arkadan gelen, önden gidene,
- Az olan topluluk, çok olan topluluğa
selâm verir.
Bir topluluğa selâm verilince, topluluğun içinden birisi selâmı alırsa, bu, topluluk adına yeterlidir. Eğer verilen selâmı hiçbirisi almazsa toplulukta bulunanların hepsi sorumlu olur.
Eğer selâmı veren bir topluluk ise, onlardan bir kişinin selâm vermesi yeterli olur. Diğerlerinin selâm vermesi gerekmez.
Müslüman selâm vermekle din kardeşine değer vermiş ve saygı göstermiş olur. Selâm iyi duygularla verilmeli ve aynı duygularla alınmalıdır. Uyuyan kimseye ve tuvaletini yapana selâm verilmez.
Ezan okunurken selâm vermek mukruh olduğu gibi Kur'an okuyana ve okunan Kur'anı dinleyenlere selâm verilmesi de mekruhtur. Namaz kılan kimseye de selâm verilmez. Camiye girildiği zaman, namaz kılmayanlar varsa onlara selâm verilebilir.


Tarih: 16:03, 14/5/2007 Kategori: AHLAK
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

ahlak

AHLAK, HAYA, MERHAMET, SEVGİ...

389. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Mâlik.

390. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."
Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

391. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allah teâlâ, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder."
Ebû Derda radıyallahu anh. Tirmizî.

392. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"içinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki bakımından bana en yakın olanlarınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.
En nefret ettiklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise, gevezeler, lafazanlar ve yüksekten atanlardır. Onlar büyüklük taslayan kimselerdir."
Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.

393. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Haya îmandandır, îman ise cennettedir. Utanmazlık cefadandır, cefa ise cehennemdedir."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

394. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Haya ve gerekeni konuşmak îmanın, açık saçık ve lüzumsuz konuşmak ise münafıklığın kısımlarındandır."
Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.

395. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Geçmiş peygamberlerin, sonraki insanlara ulaşan sözlerinden birisi de şudur:
"Utanmadıktan sonra ne istersen yap!"
Ebû Mesûd radıyallahu anh. Buhârî.

396. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem örtüsü içindeki bakire kızdan daha fazla haya sahibiydi.
Hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman, biz onu yüzünden anlardık.
Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî. (Hadis El Kitabı Yeter-2002)

 

 


Tarih: 16:02, 14/5/2007 Kategori: AHLAK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

aile

                                                               AİLE ve AİLE İÇİ SORUMLULUKLAR

           Nesep veya evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve çocuklardan oluşan topluluk. Büyük baba, nine, torunlar da aile tanımı içine girdiğinden onlarda ailenin bir parçasıdırlar.

            Kadın ve erkeğin birbirlerine karşı duydukları his, arzu, duygu, ve meyiller Sünnetüllah gereğidir. (Âli İmrân, 3/14). Allah'u Teâlâ insana, yaratılışındaki fıtrata uygun olarak bu duyguları vermiş, yalnız bu meyillerin tatmin yolunu da belli prensiplerle sınırlamıştır. Bu sınırlar, sünnete uygun evlenmelerdir. İslâm'a uygun olmayan evlenme ve ilişkilerle meyiller yasaklanmıştır.

                 Evlilik, eşler arasında maddî ve manevi tatmini sağladığından sükunet ve rahatlık unsurudur. Neslin devamı ve gelişebilmesi için evlilik müessesesine ihtiyaç vardır. Kur'an-ı Kerîm ve sünnet'de belirlendiği şekilde olmadıkça bir aile yuvası kurulmasından söz edilemeyeceği gibi, doğan çocukların da meşru olacağı düşünülemez.

İlk aileyi ilk insan Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. Havva kurmuştur. O zamandan beri aile müessesesi olgunlaşmış ve gelişmiştir. Bununla beraber, toplumların, ekonomik durumun, iklimin etkisiyle çeşitli aile tipleri meydana gelmiştir.

Aile ana-baba, çocuklar, biraz daha geniş anlamıyla karı-kocanın akrabasından oluşur.

                   İslam ailesinin kurulması için ilk şartı mümin bir erkekle mümine bir kadın olması, birbirleriyle sıhriyetin Kur'an'da yasaklananlardan olmaması gerekir. Kur'an'da, anne, baba, kızlar, oğullar, kardeşler, teyzeler ve yeğenlerle evlenmenin haramlığı ile süt kardeşler arasındaki evliliğin yasak olduğu hükme bağlanmıştır. Yine Kur'anî hükme göre hala ve amca ile evlenmek yasaktır. İslâm'ın getirdiği hükümler, iki kız kardeş ve hanımın yeğenini bir arada nikâhlamayı yasakladığı gibi, hanımın vefatından sonra bunların nikâhlanabileceğini de mümkün kılmıştır. Hala ve amca çocuklarının evlenmeleri ise helâl kılınmıştır. Çocukların eşleri ile kayınvalide, üvey anne ve üvey baba ile ve evli kadınlarla evlenmek haramdır.

              "Sizlere, analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanında kalan üvey kızlarınız -ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bu engel yoktur-, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeş bu arada olmak suretiyle evlenmek size haram kılındı. Geçmişte olanlar geçmiştir. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder."; "Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı." (en-Nisâ, 4/23-24) buyurulmaktadır.

             Ailenin huzurlu olması için, aileyi oluşturan bireylerin birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Bu görevler şöyle özetlenebilir:

        Karı-kocanın birbirlerine karşı görevleri: Karı-koca birbirlerinin eksiklerini, kusurlarını görmemeli, namus ve iffetlerini korumalıdırlar. Böylece bütünleşerek aile saâdetini sağlamalıdırlar. Dinimiz aile reisi olarak erkeği tanır: "Erkekler kadınlar üzerinde hakimdir. " (en-Nisâ, 4/34) ayeti bunu ifade eder. Çünkü erkekler kadınlardan daha güçlü olarak yaratılmışlardır. Ailesinin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. İslâm buna o kadar önem verir ki, bir erkeğin Allah rızasını gözeterek aile fertlerine yaptığı harcamayı sadaka kabul eder. (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 331)

Kocanın hanımına karşı hak ve görevlerini hadisler ışığında şöyle sıralayabiliriz.

Bir kimse hanımına iyi davranmalı, onu kırmamalı, kaba davranışlardan sakınmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: "Ey ümmetim! kadınlara hayırla muamele etmenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin emriniz altındadır. Fazla tahakküme hakkınız yoktur. Ancak açıktan fuhuş irtikap etmiş olsalar o zaman durum değişir. " (Riyâzu'sSâlihîn, I, 319)

        Koca, hanımına hanım da kocasına ilgi göstermeli, saadeti evlerinde aramalıdırlar. Meşru olmayan yollara düşmemelidirler. İffet ve namus konusunda titiz davranmalıdırlar: "Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. " (en-Nûr, 24/30) ayeti bunu ifade eder.

Erkek, hanımına ve çocuklarına dinî emirleri hatırlatmalı iyi yönde eğitmelidir. "Ailene namaz kılmayı emret" (Tâhâ, 20/132). "Yedi yaşındaki çocuğa namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına vardıklarında (kılmazlarsa) cezalandırınız." (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 339)

           Koca, kendi mal varlığı ve imkânlarına göre hanımının nafakasını sağlayıp her türlü ihtiyacını gidermekle yükümlüdür. (Ebû Davud, Nikâh, 41). Bu hususta cimrilik ettiği takdirde hanımı ilgili yöneticilere ve yargı makamlarına başvurup durumunu anlatabileceği gibi kocasına danışmadan malından harcama yapabilir. Koca, hanımına asla çirkinsin dememeli, yaptığı işte sürekli kusurlar aramamalı (İbn Mâce, Nikâh, 3), hanımını asla dövmemeli (Buharî, Nikâh, 93), hanımını sürekli zan altında tutup onu gizlice takip etmeye kalkışmamalıdır. (Müslim, İmâre, 56).

Hanımının kocasına karşı görevlerine gelince; hanım, ailenin reisi olan kocasına karşı bütün meşru ve İslâmi meselelerde itaat eder. Kadın eşinin malını ailesinin her türlü sırrını, namusunu, çocuklarını korumalıdır. Kadın durup dururken kocasından boşanmayı istememelidir. Çok zor durumda kalmadan kocasından ayrılmak isteyen kadına Cennet kokusu haramdır (Ebû Dâvud, Talâk, 18). Kadın kocasından izinsiz olarak evinden dışarı çıkmamalıdır (Buhârî, Nikâh, 116).

Kadının kocasını memnun etmesi onun en önemli görevidir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Herhangi bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennet'e girer." (Riyâzu's Sâlihîn, I, 326). Yine başka bir hadislerinde Resulullah Efendimiz: "Kadın kocasının yatağını (mazeretsiz) terkederek gecelerse, o kadına melekler sabaha kadar lânet ederler." (Aynı eser, 323) buyurmuşlardır. Kadın kocasına olgun ve iyi davranmalı, zenginliği ve güzelliği ile övünmemeli, ev işlerini düzenlemeli, çocuklarına bakmalı, kocasının malını israf etmemelidir (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, V, 174).

                                            Anne babanın çocuklarına karşı görevleri:

            Anne ve babanın ilk görevi, çocukların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: "Bir adamın hayır için harcadığı paranın en faziletlisi, ailesine sarfettiği parayla, Allah yolunda kullanacağı atı için verdiği ve bu de Allah rızası için (mücahid) arkadaşlarına sarfettiği paradır. " (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 329)

Çocukların ihtiyaçları temin edilirken ne israfa kaçılmalı, ne de cimrilik yapılmalıdır. Her iki husus da dinimizin uygun görmediği şeylerdir.Anne-baba çocuğunu güzel terbiye etmeli, anlayamayacağı bilgilerden ona bahsetmemeli, eğitimde basitten mürekkebe (karmaşığa) gitmelidir. Evvelâ Allah'ı tanıtmalı, imanı kavratmalı, inandırmalı, uygun yasa vardıklarında da ibadetleri öğretmelidirler.

    Ayrıca neyin iyi, nelerin kötü olduğunu anlatmalı, yeme-içme, oturup-kalkma adabını öğretip bunları benimsetmelidir. Bunlar yapılırken anne babanın çocuklarına iyi örnek olmaları gerekir. Çünkü çocuklar daima büyüklerini taklit ederler.

Anne-baba, çocuklarına adaletle davranmalı, onların kıskançlık duygularını kamçılamamalı, kız-erkek ayrımı yapmamalıdır.

Anne-baba çocuklarına güzel isimler koymalı, sünnet ettirmeli, İslâmî bilgi ve duygularını geliştirmelidir.

Anne-baba çocuklarına sevgi ve merhamet göstermelidir. Peygamber Efendimiz, bir dizine Üsâme'yi, diğer dizine de Hasan'ı oturtur, sonra: "Allah'ım bunlara rahmet ve saâdet ihsan buyur, çünkü ben bunların hayır ve mutluluğunu diliyorum" buyurmuştur (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 127)

Anne-baba evlenme cağına gelen çocuklarını, temiz ve ahlâklı kimselerle evlendirmelidirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Geride kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır" (Ebû Davud, Vesâyâ, 14).

                                             Çocukların anne ve babalarına karşı görevleri:

Çocuklar anne ve babalarına itaat etmeli ve iyilikte bulunmalıdırlar: "Biz insana ana babasına iyilik yapmasını da tavsiye ettik." (Lokman, 31/14). Çünkü bir çocuğun yetişip büyümesinde en büyük fedakârlığı, anne ve baba gösterir.

Çocuklar anne ve babalarına karşı saygı ve şefkat göstermeli, istediklerini yerine getirmeli, onları memnun etmelidir. "Anne babaya güzellikle muamele edin, eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık hâline ulaşırsa sakın onlara "öf" bile deme, onları azarlama, ikisine de iyi ve yumuşak söz söyle" (Lokman, 31/14).

"Rabbin şunları kesin olarak buyurdu: Ancak O'na ibadet edin, ana-babaya ihsan ve iyilik yapın. Birisi yahut ikisi de yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf" bile deme, onlara darılma ve yüzlerine bağırma, ikisine de ikram et ve tatlı söz söyle. ikisine de merhamet besleyerek tevazu göster ve de ki: "Rabbim ikisine de merhamet et, onlar beni küçük iken nasıl terbiye etmişlerse sen de her ikisine merhamet et". Rabbiniz gönlünüz dekini daha iyi bilir. Ana-baba haklarında iyilik ederseniz Allah size mağfiret eder. Çünkü o, günaha tövbe edenleri muhakkak affedicidir" (isrâ, 17/23-25).

Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Peygamber (s.a.s.) Efendimize:

-Allah'ın katında en sevgili amel hangisidir? diye sordum, Peygamber (s.a.s.):

-Vaktinde eda olunan namazlar, buyurdu.

-Namazdan sonra hangisi daha sevgilidir? dedim.

-Ana-babaya iyilik etmektir, buyurdu.

-Sonra hangisidir? dedim.

-Allah yolunda cihaddır, buyurdular. (Riyâzu's-Sâlihîn, I, 347).

Çocuklar anne-babaları hakkında kötü konuşmamalı, onlara sövmemelidir, vasiyetlerini yerine getirmeli, dostlarına ikramda bulunmalıdırlar: "Ey Rabbimiz kıyamet günü, beni, anne-babamı ve bütün müminleri mağfiret eyle. " (İbrahim, 14/41) diye dua etmelidir.

Baliğ olan çocuklar ana-babalarının odalarına her zaman izin alarak girmelidirler. Baliğ olmayan küçükler de şu üç vakitte ana-babalarının veya başkalarının odalarına izin ile girmelidirler:

Sabah namazından önce, yani yataktan kalkıp giyinileceği zaman; öğle uykusu sırasında yatsı namazından sonra yatılacağı zaman.

Çünkü bu vakitler karı-koca arasında mahrem vakitlerdir. Allah'u Teâlâ, bütün müminlere bunu çocuklarına öğretmelerini emretmiştir (en-Nûr, 24/58).

        Hz. Peygamber, "kime iyilik edeyim" diye soran bir sahâbiye şu karşılığı vermiştir: "Ananıza (bunu üç defa tekrarlamıştır) sonra babanıza, sonra en yakın olanlara" (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1,2; Ebû Dâvud, Edeb, 120). Yine Peygamber Efendimiz "Anne Cennet kapılarının ortasındadır" (İbn Hanbel, V, 198); "Cennet annelerin ayakları altındadır" (Nesâî, Cihad, 6) buyurmuştur.

       Çocuklar ana-babalarına karşı daima saygılı olmalı, onlara karşı tatlı dilli, güler yüzlü davranmalıdırlar. Ana-babanın bütün söylediklerini Allah'a itaatsizlik söz konusu olmadıkça, dinlemek ve kabul etmek gerekir. Her işte onların rızasını almaya çalışmalıdır. Onların hizmetlerini kendi hizmetinden önce görmelidir. Öldüklerinde de onları rahmetle anmak, onlar için hayır dua etmek, hayır yapmak, vasiyetlerini yerine getirmek gerekir.

        Allah'a şirkten sonra en büyük günah ana-babaya itaatsizliktir. Ana baba İslâmî emirleri yerine getirmede ve yasaklardan kaçınmada titizlik göstermiyorlarsa ve hatta kâfir iseler bu onların ana-baba olmalarından doğan haklarını ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla onlara Allah'a isyan teşkil etmeyen hususlarda itaat etmek ve her zaman iyi davranmak gerekir.

                                                     Kardeşlerin birbirlerine karşı görevleri:

Kardeşler birbirlerine karşı iyi davranmalı, küçükler büyüklere itaat edip onlara saygı beslemeli, büyükler de küçüklere hoşgörü ile davranmalıdırlar. Ancak bu şekilde âilede mutluluk ve huzur sağlanabilir.

Kardeşler maddî hırs sebebiyle, aralarındaki birlik ve beraberliği, ahengi bozmamalıdırlar.

        Aralarındaki -varsa tabii- fikir ayrılıklarını, konuşarak, birbirlerinin düşüncelerine hürmet duyarak çözüm yoluna koymalıdırlar. Sertlikler ve tartışmalar daima kötü sonuçlar doğurur. Ailevî huzursuzluklara, tatsızlıklara neden olur.

Evliliğin gayesi aileye huzur ve mutluluk, toplumda da iyi bir nesil temin etmektir, "Onun (varlık ve kudret) alâmetlerinden birisi de size kendinizden eşler yaratmasıdır, ki siz onlarla huzur ve sükûnete kavuşursunuz. Ve aranıza sevgi ve rahmet koymuştur." (er-Rûm, 30/21). "Onlar (kadınlarınız) sizin için elbise, siz de onlar için elbisesiniz..."(el-Bakara, 2/187). İslâm cinsî ihtiyacın tatminini tabii karşılamakla beraber evliliğin gayesinin bundan ibaret olmadığını söylemektedir. "Doğuran siyah kadın, doğurmayan güzel kadından daha iyidir", "Evlenin, çoğalın: Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizinle iftihar edeceğim" (Avnu'l Ma'bûd Şerh Ebu Dâvud, I, 173). Kocanın karısıyla müşterek, yüce ve insanî bir hayat sürmek arzusunun belirtisi olan mehrin sembolik bir şey olması da aynı gayeye matuftur.

        Ailenin mutluluğu çocukların asaleti ve İslâm toplumunun kurtuluşu evleneceklerin birbirlerini seçerken kullandıkları ölçü ile yakından ilgilidir. Bu konuda Resulullah (s.a.s.) şöyle bir ölçü koymuştur: "Kadın dört özelliğinden dolayı nikâhlanır: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı; eli toprak olasıca, durma dindarını bul!" (Buhârî, Nikâh, 16).

        İslâm'da evlilik, formalite ve merasimlerden uzak İslâmî bir akittir. Nikâh*'ın ilân edilmesi, yakın dost ve akrabaya ziyafet verilmesi, tef vb. çalınıp şenlik yapılması güzel telâkki edilmiş, teşvik görmüş, böyle bir davete icabet etmemek hoş karşılanmamıştır (Buhârî, Nikâh, 66 vd.).

        Evlilik gerçekleşince karı ve koca Allah önünde birbirlerinin haklarına uymakla yükümlüdürler. Bu karşılıklı haklar aile reisliği hariç eşitlik esasına dayanır. Evlilik kadının şahsiyetini ortadan kaldırmaz, erkeğin hukukî ve sosyal kişiliği eşinin haklarını gölgelemez. Kadın kendi aile ismini taşıyabilir, kendine ait mallar üzerinde tam ve bağımsız bir tasarruf yetkisini kullanabilir.

       Karı-koca birbirlerine iyi niyet ve güzel ahlâk ile davranacaklardır. "İyileriniz, ailesine karşı iyi olandır..." (İbn Mâce, Nikâh, 50). Ufak tefek huysuzluk, geçimsizlik ve kusurlara sabredecek, yuvanın yıkılmaması için tahammül göstereceklerdir: "...Kadınlara normal ve iyi davranın; onlarda hoşunuza gitmeyen bir şey olursa belki bir şey hoşunuza gitmediği halde Allah onu birçok hayırla doldurmuştur. " (en-Nisa, 4/19) Anlaşmazlık büyürse hakeme başvurulacak, hakemler de âilenin devamını sağlayamazlarsa son çare olarak, usulüne uygun "tedricî boşanma" sistemi uygulanacaktır .

        İslâm aile hukuku, dördü geçmemek üzere ve oldukça güç durumlara ve şartlara bağlı olarak erkeğin aynı zamanda birden fazla kadınla evlenmesine izin vermiştir. İlk eş, üstüne evlenilmemesi şartını koşmuş ise ikinci evlilik yapılamayacağı gibi, usulüne uygun evlenmelerde eşlerin hukuk ve şahsiyetini gözönünde bulundurmak gerekir.

Manevî ve ahlâkî ilişkiler yanında anne-baba ile çocuklar arasındaki hukûkî münasebetler de itina ile tanzim edilmiştir. Ehliyet, velâyet ve vesâyet hükümleri babalı veya yetim bütün çocukların durumları ve menfaatları ile alâkalıdır. İslâm muhtaç ana babaya çocuklarının bakmasını, erkeğin karısına ve muhtaç olan akrabasına geçim sağlamasını teminat altına almıştır. Nihayet miras hükümleri de yakından uzağa bütün hısımların, ölenin malı üzerindeki haklarını tesbit etmiştir .

        İslâm hukuku evlilerin zinasını şartları tahakkuk ettiği takdirde- ölüm cezasına çarptırdığı, zinayı bu ölçüde yasakladığı için ona götürmesi muhtemel bütün şüpheli yolları tıkamış, kadınlarla erkeklerin karışık eğlenmelerini, yabancı bir erkekle kadının baş başa kalmasını, kadının, yanında bir yakını bulunmadan, yalnız başına yolculuğa çıkmasını, kadın ve erkeğin birbirine ısrarla bakmalarını yasaklamıştır. İslâm'da âile düzeninin oturduğu bu temeller, İslâm hukukunun aile anlayışını her hâliyle ortaya koymaktadır.


Tarih: 16:01, 14/5/2007 Kategori: AHLAK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

ahlak

AHLÂK

AHLÂK      İnsanların toplum içerisindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek gayesiyle ortaya konulan hükümlere ahlâk denilir. Dünyadaki bütün sistemlerin ve rejimlerin temelinde, ferdî ve toplumsal ahlâk anlayışını görmek mümkündür. Ahlâk kuralları, herhangi bir insanın toplumun diğer ferdlerine karşı vazifelerini gündeme getirir. Tarih boyunca; üzerinde en çok durulan konulardan birisi de ahlâk felsefesidir. Şimdi "ahlâk nedir?" sualine cevap arayalım.Ahlâk kelimesi Arapça olup, huy mânâsına gelen hulk (veya hulûk) kelimesinin çoğuludur. Hulk; din, tabiat ve seciye mânâlarına gelir. Nefs diye adlandırılan manevî ve bâtınî özellikleri de ifade eder. (1) Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de, Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben: "Şüphesiz ki sen, yüce bir ahlâk (hulûkul aziym) üzere bulunmaktasın."(2) hükmü beyan buyurulmuştur.Ahlâkın çeşitli tarifleri vardır. İslâm âlimleri arasında yaygın olan tarifi şudur: "Ahlâk nefiste yerleşen bir melekedir ki, fiil ve davranışlar fikri bir zorlamaya ihtiyaç olmadan, bu meleke sayesinde kolaylıkla ortaya çıkar."(3) Ahmet Rıfat; tarifte geçen "nefıste yerleşen meleke" kısmını izah ederken: "Kâtibin birşey yazarken harf harf düşünmediği, saz çalan kimsenin çaldığı sazın ahengini nağme nağme düşünmediği gibi, ahlâki fıilin de, kendiliğinden meydana gelmesi icab eder."(4) demiştir. Dolayısıyla ahlâkın mühim bir özelliği, insan tabiatına iyice yerleşmiş olmasıdır.İslâmî ahlâkın temelinde vahiy vardır. Kur'ân-ı Kerim'deki her emir ve nehiy, bir vazifeyi gündeme getirir. Dolayısıyla İslâmî ahlâkı bir "vazife ahlâkı" olarak nitelemek mümkündür. Bunun dışında bütün fiillerin, salih bir niyet ve ihlasla edâ edilmesi esastır. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Muhakkak ki, ameller niyetlere göredir."(5) buyurduğu bilinmektedir. Mesele bu açıdan ele alındığı zaman, İslâm ahlâkının diğer bir unsurun da niyet ve ihlâs olduğu kavranır.İslâm dinindeki iman ve ibadet esaslarıyla ahlâki emirleri, kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)'in nasıl bir ahlâka sahip olduğunu soran Hz. Urve b. Hişam a, Hz. Aişe (r.anha) validemiz şöyle cevap vermiştir: "Resûl-i Ekrem (sav)'in ahlâkı Kur'ân'dan ibaretti."(6) İnsanların toplum içerisindeki davranışları ve birbirleriyle münasebetleri hususunda, muhtaç olduğu ilimleri öğrenmeleri "farz-ı ayn" hükmündedir. İbn-i Abidin: "Kulun dinini icrâsı , Allah için amelinin ihlâsı ve kullan ile muaşereti hususunda muhtaç olduğu ilmi öğrenmesi İslâm'ın farzlarındandır."(7) diyerek, buna işaret etmiştir. Tahkiki mânâda iman etmiş olan bir mü'min, gerek Allahû Teâla (cc)'nın hukukuna, gerek insanların hukukuna, hassasiyetle riayet eder. Resûl-i Ekrem (sav): "Mü'minlerin iman yönünden en mükemmel olanı ahlâkı en güzel olanıdır."(8)  buyurmuştur. İman ile ahlâkı birbirinden ayırmak mümkün değildir.Ahlâk ile birlikte ele alınması gereken bir kavram da edebdir. Edeb lafzı, edb kelimesinin ismidir. Edb ise, insanlar. ziyafete davet etmek mânâsınadır. Bu itibarla edeb, insanların davet olunduğu bütün hayır, fazilet ve mekârim-i ahlâkı içine alır. Seyyid Şerif Cürcani: "Edeb ma'ruftan ibarettir. İnsanı her türlü hata ve fenalıktan koruyan bir melekedir."(9) tarifini esas almıştır. Kamus mütercimi Asım Efendi ise, edeb maddesinde şunları zikreder. Edeb; nezâket, incelik ve usluluktur. İnsanlara karşı sözü ve hareketi ile yumuşak bir muamele ve güzel bir tavır üzere olmaktır. Bütün hatalı davranışlardan kendisiyle korunulan şeyleri bilmektir. Kişinin benliğinde (tabiatında, seciyesinde) yerleşmiş bir meleke olup; ona sahip olanları, kötülenmeyi ve ayıplanmayı gerektirecek şeylerden korur. Âriflerin deyimi ile edeb `Dinin tesbit ve tayin ettiği ahlâkî sınırları korumak ve saygı gösterilmesi gereken yola girmektir.' Bu ise insanın gönlünde yer etmiş olan güzel ahlâktan ibarettir. İnsanı hakka götüren yolların hepsi edebtir. Fıkıh âlimlerine göre; Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetine dayanan hareketler mânâsına gelir."Şair Mevlâna Celâleddün-i Rûmi: "İnsanın edebten nasibi yoksa, o insan değildir. İnsanla hayvanı birbirinden ayıran en bâriz fark edebtir. Kur'ân-ı Kerim'i iyice tetkik edersen, bütün âyetlerin mânâsının edeb olduğunrı görürsün" diyerek, edebin önemini veciz bir şekilde ortaya koymuştur.İnsanların toplum içerisindeki davranışlarını ve birbirleriyle münasebetlerini düzenlemek gayesiyle konulan hükümleri, tekrar gözden geçirmeliyiz!.. Bu hükümleri kim ve hangi yetkiye dayanarak koymuştur? Eğer tâgûtî güçlerin koyduğu veya çevre kültürünün getirdiği hükümlere göre insanlarla ilişkilerimizi düzenliyorsak, bu düpedüz ahlâksızlık ve edepsizliktir. İslâm dininin tesbit ve tayin ettiği ahlâki hükümlere göre ilişkilerimizi sürdürüyorsak, ruhlar âleminde verdiğimiz misak'a sadakat gösteriyoruz demektir. Gerek nefsimize, gerek ailemize ve gerek içinde yaşadığımız cemiyete karşı olan vazifelerimizi, İslâm'ın tayin ettiği ölçülere göre edâ etmek borcundayız. İnsanların hevâ ve heveslerinden kaynaklanan ahlâk anlayışı, başlı-başına bir faciadır ve sürekli değişir. Bu incelik asla unutulmamalıdır.

 


Tarih: 16:00, 14/5/2007 Kategori: AHLAK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

HADİS

En İyi Amel

 

9-) Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) anlatır: "Hz. Peygamber (s.a.v.)'e: "Hangi amel Allah'a daha sevimlidir?" diye sordum:

"Vakti üzere olan namazdır." buyurdu:

"Sonra hangisidir?" dedim:

"Sonra da anne ve babaya iyi davranmaktır." buyurdu:

"Sonra hangisidir?" dedim:

"Allah yolunda cihaddır." buyurdu.

 (Kitâbu Mevâkîti's-Salât: 5, Tecrid no: 329)

 

Açıklama:

Namaz dinin direğidir. Vaktinde kılınan namaz ise Allah ka­tında çok değerlidir.

Anne ve babaya iyi davranmak dinimizce en değerli dav­ranış­lardandır. 14. Hadiste anne ve babaya karşı kötü davran­manın en büyük gü­nahlardan olduğu bildirilir. 11. ve 12. ha­disler­de ise Allah yolunda cihadın ne ka­dar sevap ol­duğu anla­tılmaktadır.

 

10-) Ebû Zer (r.a.) anlatır: "Hz. Peygamber (s.a.v.)'e: "Hangi amel daha değerlidir?" diye sor­dum:

"Allah'a iman etmek ve Allah yolunda cihad etmek." buyurdu:

"Hangi köleyi azat etmek daha değerlidir?" dedim:

"Fiatı en yüksek, sahibinin nazarında en değerli olan." buyurdu:

"Eğer bunu ya­pamaz isem?" dedim:

"Sanatkâra yardım edersin, yahutta elinden iş gelmeyen beceriksizin işini yapı­verirsin." buyurdu:

"Bunu da yapamazsam?":

"Kötülükten insanları (rahat) bırakırsın, bu da nefsin için verdiğin bir sadakadır." buyurdu.

 (Kitâbu'l-Itk: 2, Tecrid no: 1140)

 

11-) Ebû Hureyre (r.a.)'dan. Şöyle demiştir:

"Bir adam Rasûlüllah (s.a.v.)'e geldi: "Bana, ci­hada denk bir amel göstersen." dedi. O da:

"Böyle bir amel bulamıyorum." buyurdu, devamla: "Mücahid cihada çıktığında, sen namazgahına girip (dönünceye kadar) aralıksız namaz kılabilir, iftar etmeden oruç tutabilir misin?" buyurdu, adam: "Buna kimin gücü yeter ki" dedi."

 (Kitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer: 1, Tecrid no: 1203)

 

Açıklama:

Allah yolunda cihada denk gelen bir ibadet nere­deyse yok gi­bidir. Allah yolunda cihad, canla (silahlı mü­cadele ile) ola­bildiği gibi malla, kalemle, fikir ve düşün­ceyle de olabilir.

 

12-) Enes b. Mâlik (r.a.)'dan. Hz. Peygamber (s.a.v.): "Sabahtan öğleye kadar bir süre veya öğleden ak­şama kadar bir süre Allah yolunda bulunmak, dünya ve içerisindeki tüm şeylerden daha hayırlıdır." buyurmuştur.

 (Kitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer: 4, Tecrid no: 1207)


Tarih: 15:38, 5/5/2007 Kategori: AHLAK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa İnternet Radyo ve TV

< SiteniEkle.NET - PaylasimTurkey.Com Popüler Siteler

Din Ahlak Eğitim Siteleri Eğitim Siteleri Birliği Dini100.Net İslami Siteler Birliği iSLAMi Toplist Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri İslami Siteler