myspace codes
Click here for





Tanım

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ İLE İLGİLİ HERŞEY


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Hayrettin KARAMAN
* Diyanet İşleri Başkanlığı
* Milli Eğitim Bakanlığı
* Fen okulu
* dindersi
* islam hukuku
* google
* hotmail
* gmail
* Yenice Kaymakamlığı
* Dinahlak
* Din Kültürü
* İlahiyat forum
* Selçuk İlahiyat Fak
* Yenice Müftülüğü
* Ülkü İlköğretim Okulu
* Güney İlköğretim Okulu
* Yenice Öğretmenevi
* Yenice Belediyesi
* Yortanpazarı Belediyesi
* Yortan Haber

Kategoriler

Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

REGAİB GECESİ ve ÜÇ AYLAR

 

 

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Rh. A

 

Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh... Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidinâ muhammedinil-mustafâ... Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ilâ yevmil-cezâ... Emmâ ba'd:

Çok aziz ve çok sevgili, çok muhterem kardeşlerim!.. Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden râzı olsun... Cümlenizi saadet-i dâreyne nâil eylesin... İki cihanda aziz eylesin... Cennetiyle, cemâliyle, rıdvân-ı ekberiyle taltif eylesin...

Senenin ilkbahar, yaz, sonbahar, kış diye dört maddî mevsimi olduğu gibi, mânevî bakımdan da dikkati çeken iki mühim mevsimi vardır. Bu mevsimlerden birisi şevval ayından sonra gelen, Arabî ayların on birincisi olan zilkàde, zilhicce ve muharrem aylarıdır. Bu, hac yapılması için insanların harekete geçtiği bir mevsim oluyor. Uzaklardan, yakınlardan, Allah'ın emrine uyarak, nice nice maddî ve mânevî faydaları sağlamak; nice nice ibretli hikmetli tecrübeleri kazanmak, mânevî halleri müşahede etmek için insanlar, aşıklar, fedâkârlar yollara düşüyorlar; Allah'ın emrettiği hac vazifelerini, "Lebbeyk allahümme lebbeyk..." diye diye, gözyaşlarıyla dağları aşarak, vadileri geçerek, denizlerden, havadan, karadan oraya gidiyorlar, çok büyük sevaplar kazanıyorlar.

Allah-u Teâlâ Hazretleri:

(Vel fecri ve leyâlin aşrin) diye, on mübarek geceye yemin ediyor. Bu on mübarek gecenin, zilhiccenin hac yapılmaya mahsus olan on gününün geceleri olduğu rivayet ediliyor.

Kur'an-ı Kerim'den böylece, hac ayetlerinden ayrı olarak anlaşılıyor ki, o zamanlar çok sevaplıdır, çok mübarektir. O vakitlerde yapılan ibadetler çok kıymetlidir. O vakitte tutulan oruçlar çok sevaplıdır. Hattâ, "Kurban bayramının arefesinde oruç tutan bir insanın, iki senelik --geçmiş ve gelecek senenin-- günahları mağfiret olunur." diye rivayetler vardır. Hac yapmayanlar için... Hacda olanlar hac vazifelerini yapacaklar ama, hac yapmayıp memleketinde bulunanlar için o kurban bayramının arefesinde orucun çok sevaplı olduğu bildiriliyor. O zilhiccenin ilk dokuz gününü, on gecesini ihyâ etmenin ne kadar çok sevap olduğunu kitaplarımız yazıyor.

Bir mevsim bu hac mevsimi, mevsim-i hac dediğimiz aylar... Bu aylar, hac yapılmak gerektiği için insanların birbirlerine kızgınlıklarını, kinlerini, düşmanlıklarını bir tarafa bıraktıkları aylar oluyor. Kılıçlarını kınlarına soktukları aylar oluyor; birbirleri ile olan hesaplarını bir tarafa koydukları aylar oluyor. Haram aylar deniliyor. Ceng ü cidal yok, hacca gidenlere engel olmak yok... Babasının katilini görse bile bir Arap bu aylarda; başını çevirirmiş, görmezlikten, duymazlıktan gelirmiş. Neden?.. Bu aylar muhterem, mübarek aylar olduğundan, haram aylar olduğundan...

Bugün hepimiz biliyoruz hac İslâm'ın çok mühim olan ibadetlerinden birisidir. Aklen de, ictimâî bakımdan da, maddeten de, mânen de ne kadar büyük bir ibadet olduğunu, dost da düşman da, müslüman da gayrimüslim de itiraf ediyor. "Çok muazzam bir ibadet; böyle bir ibadet başka hiç bir dinde görülmemiştir!" diye hayranlıklarını ifade ediyorlar. Bu ibadetlerin hikmetlerine, güzelliklerine aşık olup da İslâm'a giren gayrimüslimler var...

Hac çok muhteşem bir ibadettir. Dünyanın her yerindeki mü'minler bir yerde toplanıyor. Aynı kıyafette, aynı şekilde, aynı tevâzu ile Allah'a ibadete koşup geliyorlar. Muhteşem bir ibadet, muazzam bir fırsat... Çok büyük faydaların hasıl olduğu bir toplanma, ibadet maksadıyla bir araya gelme... Muazzam bir iş, dünyayı yerinden sarsan bir hadise...

Bir de dînî bakımdan bir sene içinde bir mevsim daha var; o da receb, şa'ban, ramazan aylarından oluşan üçaylar dediğimiz mübarek mevsim... Bu ayların da üçünün bir takım halinde mübarek olduğunu, kıymetli olduğunu, çok sevaplı olduğunu, çok değerli olduğunu Peygamber SAS Efendimiz hadis-i şeriflerinde ve bizzat kendisi hayatında davranışlarıyla, halleriyle, ibadetleriyle göstermiş. Peygamber SAS Hazretleri'nin ramazandan sonra en çok oruç tuttuğu ay receb ayı... Bu receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevapları var...

İşte biz, bu mübarek üçaylar mevsimine bu akşam burada başlamış oluyoruz. "Bir şeyler öğrenelim de, kendimizi iyi yetiştirelim de İslâm'a, müslüman kardeşlerimize faydalı olalım! Daha çok faydalı olabilmek için neler yapabiliriz?" diye iyi niyetlerle bir araya geldiğimiz şu mekânda, şu gecede, aynı zamanda mübarek bir mevsimin de ilk gecesini idrak etmiş oluyoruz. Üçayların birincisi olan receb ayının ilk gecesi bu... Recebe ne zaman girdik?.. Akşam ezanı okunduğu zaman girdik. Receb ayının daha ilk saatlerinde bulunuyoruz.

Receb ayının çok kıymetli bir ay olduğunu Peygamber SAS Efendimiz bildiriyor. Kur'an-ı Kerim'de de dört tane ayın haram aylardan, mübarek aylardan olduğu beyan ediliyor. Bu receb ayı da, o dört haram aydan birisi... Yâni zilkàde, zilhicce, muharrem peşpeşe geliyor, hac yapılıyor. Hacca gidiliyor, hacdan dönülüyor. Ama bu receb ayı da onlardan beş ay sonra gelmiş. Sayalım: Muharrem, safer, rebîül-evvel, rebîül-âhir, cemâdel-ûlâ, cumâdel-âhire, receb... Onun için bu muhterem aya, recebül-ferd derler. Hürmet, izzet, ikram ve itibar, ceng ü cidalden uzak durmak aynen receb ayında da var...

Bir de bu ayda sevaplar kulların defterlerinin sevap hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül-esabb denmiştir. Yâni, sevapların bol bol, şarıl şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Recebül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

Bir sıfatı daha var, recebül-esamm; yâni sağır... Yâni, kullar düşmanlarını görseler görmezlikten geliyor; senin filânca hasmın falanca yerden geçiyor deseler, duymazlıktan geliyor. Onun için böyle demişler. Çeşitli izahları yapılmış. Hâsılı, rivayetlerde çok kesin olarak bildiriliyor ki, receb ayı enteresan, dikkat çekici mühim bir aydır. Bu ayın ilk gecesine burada şu anda girmiş bulunuyoruz.

Arifler, din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki receb ayı, bizi ramazana hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

Ramazan da onbir ayın sultanı... Ona birden, pattadak insan girmiyor, kendisini hazırlayarak, derleyip toparlayarak giriyor. Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek. Receb ayı tevbe ayıdır.

Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Peygamber SAS Hazretleri'nden rivayet edildiğine göre, receb şehrullahtır. Şehir, Arapçada ay demek... Şehr-i İstanbul, şehr-i Bursa derken kullandığımız şehir kelimesi Farsça, belde mânâsına geliyor. Şehr-i ramazan, ramazan ayı demek; şehr-i receb, receb ayı demek... Receb Allah'ın ayıdır. Tabii bütün aylar, bütün yıllar, bütün zamanlar, bütün mekânlar, bütün varlıklar, bütün insanlar, cümle eşyâ her şey Allah'ındır. Ama, her şey Allah'ın iken, "Receb Allah'ın ayıdır." demekten maksad ne?.. Burada maksad, "Receb ayında Allah-u Teâlâ Hazretleri kulları çok afv ü mağfiret ediyor; kulları çok affettiği, tevbe eden kullarını çok bağışladığı bir aydır." demek oluyor.

O bakımdan Allah'ın kullarına tevbe kapısını, affetme, mağfiret eyleme kapısını açmış olduğu bir ayın kapısından geçmiş oluyoruz. Bunu hatırlatmak benim için önemli, sizler için önemli! Çünkü, kendimizi toparlamamız, kendi muhasebemizi yapmamız, sevabımızı, günahımızı tartıp ölçüp, hatâmızı anlayıp, boynumuzu büküp Allah'a yalvarma fırsatı elimize geçmiş oluyor. Bunu yapacağız.

Tabii receb ayında oruç tutmak da çok sevaptır. Oruç da biliyorsunuz insanda nefsi ıslah edici, kalbi nurlandırıcı tesir yapıyor. İki çeşit tesiri var başlıca... Biri: Nefsin hırsını kesip nefsi yola getiriyor. İki: Ruhu ve kalbi nurlandırıp kuvvetlendiriyor. Onun için insanın midesi boşaldığı zaman, oruç tuttuğu zaman, --ramazanda bunu hepiniz tatmışsınızdır, birisiniz-- artık duyguları berraklaşmaya başlar. Gönlü rikkat kesbeder, incelik kesbeder, hassaslaşır. Derin derin düşünme kabiliyeti belirir. Güzel haller müşahede eder.

İşte bu bakımdan, receb ayında oruç tutarak Allah'ın rahmetine ermeyi kazanmak çalışması yapmak lâzım!.. Çünkü:

(İnnemâ yüveffes-sàbirûne ecrahüm bigayri hisâb) "Her şeyin mükâfatının bir katsayısı vardır, ecrinin miktarı vardır. Amma sabırlıların ecri, sevabı, mükâfatı hesaba sığmayacak kadar çok olur." Oruç da sabır demek olduğundan; orucu bu receb ayı içinde mümkün olduğu kadar çokça tutmağa gayret edin! Peygamber SAS Efendimiz de bu ayda orucu fazla tutmuştur.

Tevbenizi yenileyin! Tevbe sadece dil ile "Estağfirullah ve etûbü ileyh" demek değildir. Tevbe'nin Arapçadaki mânâsı, dönmek demektir, dönüş yapmak demektir. Tevbe yapan insan, Allah'ın rızâsına uygun olmayan halinden, yolundan, huyundan, işinden dönecek; Allah'ın sevdiği hale, yola, işe, hizaya gelecek... Sadece diliyle tevbe eder de bu dönüşü yapmazsa; Hakka, hayra, güzele, sevaba dönüşü yapmazsa; o zaman Hazret-i Ali Efendimiz'in ifadesiyle, böyle tevbe edenlerin tevbesi yalancıların tevbesidir.

Hazret-i Ali Efendimiz RA, bir gün Kûfe mescidine girdi. Bir kenarda birisinin, "Tevbe yâ Rabbi!.. Tevbe yâ Rabbi!.." dediğini görünce yanına yanaştı, dedi ki:

"--Ey zât-ı muhterem! İnsanın sadece diliyle tevbe demesi, yalancıların tevbesidir." dedi.

Tevbe dil işi değildir. Tevbe vücudun bütün âzâlarının, hayatın bütün faaliyetlerinin Hakka, hayra dönmesi demektir. Onu da bilelim!.. Yâni, tevbeyi sadece bir söz bölümü olarak düşünmeyelim! Sözü papağan da söyler, ama idraksiz söyler. Üç defa peş peşe, "Lâ ilâhe illallah" diyen papağanı gördüm.

Eylesen tûtîye ta'limi eder kelimât,
Sözü insan olur amma, özü insan olmaz!

Tûtî, papağan demek... Papağana konuşmayı öğretsen, sözü insan gibi olur ama, özü insan olmaz, kuştur yine... Papağandır, tabiatı neyse odur. Hâlin değişmesi gerektiğini de tevbe konusunda hatırlayalım!.. Şu günlerimizi Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönüş için, iyi bir müslüman olmak için, gerçek bir müslüman olmak için, sahabe gibi müslüman olmak için, bir fırsat olarak değerlendirelim!.. İç hesaplaşmamızı, muhasebemizi yaparak Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönelim!..

Bizim iyi müslüman olmamız sadece bizim için değil, bütün Ümmet-i Muhammed için lâzım!.. Türkiye için lâzım, İslâm alemi için lâzım, dünya için lâzım!.. Kâfirler için bile lâzım!.. Bizim iyi müslüman olmamız, kâfirlerin de hakkı duyması, öğrenmesi, belki Cenâb-ı Hakk'ın yolunu anlayıp da --biz güzel anlatabilirsek-- Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmesi için fırsat olduğundan, kendi kurtuluşumuzu, salâhımızı, ıslahımızı, düzelmemizi cihanşumül bir olay olarak görmeliyiz, çok önemli görmeliyiz. Ona göre bu ayda tevbe-i hakîkî, tevbe-i nasuh etmeliyiz. Tevbe-i nasuh, çok samîmî demek, çok içten demek... Çok içten tevbemizi yapmamız lâzım!..

Bu receb ayı böyle... "Receb şehrullah; Allah'ın ayı, Allah'ın tevbeleri kabul ettiği ay... Şa'ban benim ayımdır. Ramazan da ümmetimin ayıdır." buyurmuş Peygamber SAS... Demek ki, recebde tevbe edeceğiz, Allah'ın affını mağfiretini isteyeceğiz. Şa'banda Peygamber SAS Efendimiz'in has ümmeti olmağa çalışacağız. Ramazanda da Allah'ın lütfuna ermeğe, ümmet olarak mükâfatları kazanmağa gayret edeceğiz.

Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki: "Ramazan gelip de çıktığı halde halini düzeltememiş, ramazanın feyzinden bereketinden istifade edememiş olan bir insana yazıklar olsun, burnu yerde sürtsün!" buyurmuş. Ramazanda ramazandan istifade etmek için ramazana hazırlanmak lâzım!.. Müsabakalara girecek olan birisinin, müsabakadan önce hazırlanması gibi bir şey bu... Onlara hazırlık yapan, antrenmanlarını muntazam yapan müsabakalarda derece alıyor. Yapmayan, birdenbire giren bir şey alamaz. Onun gibi tâ bu aylardan ramazanı görmek lâzım!.. Bu aylardan ramazana hazırlanmak lâzım!..

Bu akşam aynı zamanda cuma gecesidir. Yarın cuma olan geceye cuma gecesi derler. Çünkü gün güneşin batmasıyla biter, yeni gün de o zaman başlar. İslâmî mantığımızda böyle tabii bir hadiseye bağlıdır günün başlaması ve bitmesi...

Güneş batıyor, tamam... Güneş battı, eski gün bitti. Güneş battıktan sonra, akşam ezanıyla beraber yeni bir gün başlar. Eğer güneş battığı zaman hilâli görürsek, "Haa, işte bak, güneşin battığı yerde hilâl incecik göründü. Demek ki, yarın ramazan!" deriz. Ramazanın birinci günü akşamı o zaman olduğundan yatsıdan sonra terâvih kılarız. Hemen sahura kalkarız, ertesi gün oruca niyetleniriz. Neden?.. Gün akşamdan başlıyor da ondan... Akşamleyin hilâli gördük, ramazana niyetlendik.

Ramazanı bitirdik, sonuna geldik de, akşam güneşin battığı yerden hilâli görünce, "Haa, bayram geldi, yarın bayram!" deriz. Artık o akşam terâvih kılmayız. Neden?.. Ramazan bitti, şevvalin birinci gecesi bu gece... Ertesi sabah ramazan bayram namazını kılarız. Bu da hatırınızda kalsın...

Bu gece perşembeyi cumaya bağlayan gece, cuma gecesi... Yarın cuma namazı kılınan gece, cuma gecesidir. Cuma gecesi zâten her hafta muhteremdir, her hafta mübarektir. Cuma gecesi nurlarla dolu olan bir gecedir. Cuma gecesinin feyzi bereketi çok olduğundan, Peygamber Efendimiz cuma gecesine, "Elleyletül-garrâu" buyurmuştur. Yâni, nurlarla pırıl pırıl olan bir gece...

Onun için cuma gecesinin kıymetini bilmek lâzım!.. Her gecenin kıymetini bilmek lâzım tabii, şek şüphe yok... Her geceyi Allah'ın rızâsına uygun geçirmek lâzım ama, haftanın günlerinin en sevaplısı cuma günüdür, haftanın gecelerinin en sevaplısı cuma gecesidir; bunu da bilmek lâzım!..

Biz şimdi, birincisi: Recebin birinci günü mübarek bir gündür, gecesi mübarek bir gecedir, ihyâ edilmesi gereken günlerden biridir. Bugün recebin birinci gecesi olduğu için mübarek bir gecedeyiz. İkincisi: Bir cuma gecesi olduğundan mübarek bir gecedir. Onun için de ikinci bir defa mübarektir bu gece... İki kat katmerli mübarektir. Üçüncüsü de; recebin ilk cuma gecesine regàib gecesi dediklerinden, bu da recebin tesâdüfen hem biri, hem ilk gecesi olduğundan, bu da üçüncü bir defa regàib gecesi olduğundan mübarektir. Üç sebepten katmerli mübarek bir gecedir.

Recebin ilk cuma gecesi kaçına rastlarsa; bu sene birine rastladı, bir dahaki sene birine rastlamaz, başka bir zamana rastlar; olsun. Recebin ikisi, üçü, beşi, altısı neyse recebin ilk cuma gecesine regaib gecesi derler. Regàib ne demek?.. Ragîbeler demek... Ragîbe ne demek?.. Rağbet edilen mükâfatlar, iltifatlar, ikramlar demek... Bu gecede Allah'ın öyle mükâfatları, öyle ikramları, öyle sevablı bağışları, öyle bir lütufları vardır ki, onun için recebin bu ilk cuma gecesine melekler leyletür regàib demişler. Allah'ın çeşit çeşit ikrâmâtının kullara ihsan olunduğu bağış gecesi, lütuf gecesi mânâsına... Onun için, ayrıca bu bakımdan mübarek bir gecede bulunuyoruz.

Tabii, böyle mübarek gecelerin ihyâsı nasıl olur; bunu soruyorlar. Böyle mübarek gecelerin ihyâsı, yâni ibadetle değerlendirilmesi, canlandırılması... İhyâ, aslında hayat vermek demek... Bir geceyi ölü olarak geçirmek veya bir geceye hayat vermek, bir geceyi ihyâ etmek... Boşa harcamak veya dipdiri, canlı değerlendirmek...

Şimdi bir gecenin ihyâsı nasıl olur?.. Bir gecenin ihyâsı, yatsı namazıyla sabah namazını camide cemaatle kılmakla olur. Bu, gecenin ihyâsıdır. Bütün günün ihyâsı bu... Yatsı namazı ile sabah namazını camide kılmak, o günün, o gecenin ihyâsı demektir. İnsan sabahlara kadar, akşamlara kadar ibadet etmiş gibi sevab kazanır.

Onun için, yatsı ve sabah namazlarına önem vermek lâzım!.. Peygamber SAS Efendimiz: "Bu iki namaza gelin, bu iki namazı camide kılmağa gayret gösterin!" demiştir. Neden?.. Bu iki vakit, biraz insanların gayret göstermeme ihtimallerinin olduğu vakitlerdir. Yatsı namazına gayret göstermez. Gelmek istemeyebilir, canı istemez. Nefsi engellemek ister, şeytan engellemek ister. "Çok yoruldun! Yemek yedikten sonra, şurda namazını kılıver, yatağına yatıver. Bak gözlerinden uyku akıyor! Şimdi ne yapacaksın karanlıkta?.." der, engellemeğe çalışır.

Hakîkaten de adam ameledir, işçidir, patrondur, çalışmıştır, yorulmuştur. Şimdi de öyle oluyor ya; yemeği yedikten sonra bir mahmurluk çöküyor, televizyonun karşısında uyuyup kalıyor. Çünkü, televizyonu bile kapatmayı unutuyorlar. Televizyon açık, bayrak direğine bayrak çekilinceye kadar açık, adam uyumuş. Neden?.. Uyku bastırdı. Onun için yatsı camiye gelmek zor...

Sabah daha zor.. Çünkü, insanın tatlı uykusundan, rahat yatağından, sıcacık yorganının altından kalkıp da camiye gelmesi, nefsini yenmesini gerektiriyor. Bayağı büyük bir gayret ister. İnsanın kendi arzusunu yenmesi, kendi kendisini aşması, kendisine üstün gelmesi zor bir iştir. Bu bir eğitim işidir. Bu eğitimi almayan insanlar kendi kendilerini yenemezler.

Hacda bir hadise anlattılar. Bir şeyh efendi müridleriyle bir toplantıda iken, adamın birisi rap rap kapıdan gelmiş, bir kâğıt uzatmış hocaefendiye... Hocaefendi kâğıdı okumuş, ne yazıyorsa;
"--Olmaz evlâdım bu istediğin senin!.. Olmaz!" demiş.
Adam da demiş ki:
"--Bu mutlaka olacak!.."

Bütün müridler ayağa kalkıp, adamı döğecek gibi olmuşlar. "Vay bizim hocamıza karşı geliyor; o olmaz diyor da, bu olur diyor." diye... Şeyh efendi şöyle bir işaret etse, adamı benzetecekler.

Adam çok sert ve kırıcı bir şekilde, "İlle olacak!" deyince; şeyh efendi başını böyle eğmiş, bir müddet durduktan sonra, başını kaldırmış. Derin nefes alarak:
"--Sabreden kazandı. Nefsini yenen, nefsine hakim olan kazandı." demiş.

Sinirleniyor insan, herkes sinirlenir. Kendisine kötü bir muamele yapılınca, "Vay bana hakaret mi ediyorsun, ben senin uşağın mıyım?" der, bir şey der, sinirlenir. Gazabını yutmak, kızgınlığına hakim olmak kolay bir şey değildir. Halimlik selimlik kolay bir şey değildir. Sabır kolay bir şey değildir. İşte sabredeceğiz! Sabrederse, nefsine hakim olursa, kendi arzularını yenerse; o zaman olgun bir müslüman demektir.

İşte insan kendi arzusunu yenecek!.. Ne istiyor nefsi?.. Yatmak istiyor. Sızlanıyor: "Yâhu zâten geç yattım, uykum az! Yatıp da sonra kılsak olmaz mı, kalkmasan olmaz mı?" diyor. Kalkacağım diyorsun. "Kalk ama camiye gitme bari! Şurda namazını kıl, daha yatak soğumadan yat! Camiye şimdi nerden, nasıl gideceksin?" diyor. İşte bir bahane...

İşte onları yenmek, yatsı ve sabah namazına gelmek dikkatli insanın, nefsini yenebilen şuurlu müslümanın işi olduğundan, Peygamber Efendimiz buyurdu ki, "Münafıklar bu iki namaza güç yetiremezler." Kalkamazlar, uyanamazlar. Uykusunu da bölemez, rahatını terkedip gelemez. Yatsı namazına da gelemez, sabah namazına da gelemez. Ama gündüz namazlarına gelebilirler; çünkü zaten uyanık... Öteki insanlar gördüğü için, gelmediği farkedilirse ayıp olacak, toplumun içinde durumu sarsılacak.

"Münafıklar bu iki namaza güç yetiremezler diyor." Onun için bu iki namazı camide kılmak, mü'min-i kâmillerin işidir, olgun müslümanların işidir. Bu hatırınızda olsun, bu iki namazı camide kılmayı ihmal etmeyin!..

Camide namaz kılınınca evde kılınmasından farkı ne olur?.. Camide namaz kılındığı zaman, erkekler için camide namaz kılmak evinde namaz kılmaktan 27 kat daha sevablıdır.

(Salâtül cemâati tafdılü salâtel ferdi biseb'in ve ışrîne dereceh) Sahih hadis-i şerif bu... "Cemaatle namaz kılmak 27 derece daha sevablıdır." Ama bu mahalle mescidi içindir. Mahalle mescidine gidiyorsun, orda namaz kılıyorsun; 27 kat... Eğer cuma namazı kılınan büyük mescide gidersen, o zaman 50 kattır sevabı...

Bir şeyi daha hatırlatayım muhterem kardeşlerim: Cemaat o kadar mühimdir ki, Peygamber SAS buyuruyor ki:

"Bir yerde beş tane müslüman hanesi varsa, beş evin bir arada olduğu yerde ezan okumak, kamet getirmek cemaatle namaz kılmak gerekir." diyor Peygamber Efendimiz... Ölçü: Beş tane ev... Beş tane ev yaylada, mezraada, köyde, kentte nerdeyse; beş ev bir araya geldi mi, orda ezan okuyacaklar, topluca namaz kılacaklar!..

"Eğer ezan okunmaz, kamet getirip namazı cemaatle kılmazlarsa; (İstahveze aleyhimüş şeytàn) şeytan onlara hakimiyetini kabul ettirir, ezer. Onları hakimiyeti altına alır. Şeytanın buyruğu, hükmü, egemenliği altına girerler." buyuruyor. Şeytanın egemenliği altına giren insanların hanesinden gürültü, zırıltı eksik olmaz. Neden?.. Şeytanın hakimiyetine girdiler. Şeytan onları parmaklarında oynatır.

Şeytan usta bir mahlûk... Kandırmakta usta, tecrübeli... Hazret-i Adem Atamız zamanından beri insanları kandırmakta tecrübesi olan bir varlık... İnsan şeytanın ağına düştü mü, avucuna geçti mi, şeytan onu perişan eder. Çaresi nedir?.. Ezan okunacak, kamet getirilecek ki şeytan orada hakimiyetini kuramasın!.. Namaz bu kadar önemlidir, cemaat bu kadar önemlidir. Bir yerde ezan okunmaz olursa, kamet getirilmez olursa, şeytan oraya hakim olur.

Bolu'nun dağlarına gittik, bir arkadaşın köyüne vardık, evine vardık. Bakıyoruz saate, ezan okunmadı. Dedik niye?.. İmam emekli olmuş, yeni imam gelmemiş, köyde ezan okunmuyor... Dedim ki: Çok fenâ olursunuz!.. Köyde cami var, minare var, insanlar var; namaz kılınmıyor. Herkes evinde kılıyor ama, camide namaz kılınmıyor cemaatle... Yok mu bir ezan okuyacak insan?.. Güzel olması şart değil ki, güzellik müsabakası yapılmıyor ki... Güzel olma şartı yok... Çık oraya; bağırabildiğin kadar, ihlâs ile "Allahu ekber" de, sesini dört tarafa duyur!..

Orda ev sahibine dedim ki: "Ezanı sen okuyacaksın, imamlığı sen yapacaksın! Kendin okuyacaksın, kendin imamlık yapacaksın; şu köyü ezansız bırakmayacaksın!.. Hadi bakalım camiye gidelim!" dedim. Camiye gittik, minareye çıktı ezan okudu arkadaşlar... Ondan sonra içerde namaz kıldık. Sonradan duyduk; köyde kadınlar ağlaşmışlar, "Çok şükür köyümüzde ezan okundu." diye...

Bunlar mühim şeylerdir muhterem kardeşlerim!.. Siz kıymetini belki takdir ediyorsunuzdur, belki bazıları takdir etmiyordur; çok önemli!.. Yatsı namazını ve sabah namazını camide cemaatle eda etmek, gecenin ihyâsı için bir sebeptir; bu bir...

İkincisi: Geceleyin yatacağı zaman, insanın abdest alıp, abdest aldıktan sonra ik rekât / dört rekât namaz kılıp abdestliyken yatıp uyuması, o da gecenin ihyâsıdır. Neden?.. Peygamber SAS hadis-i şerifinde buyuruyor ki: "O kulun iç çamaşırı ile teni arasında bir melek bulunur. 'Yâ Rabbi, bu kulun temiz yattı, abdestli yattı; sen bunu afvü mağfiret eyle!..' diye dua eder." Böyle diyor Peygamber Efendimiz... Bilmeyen bilmez, görmeyen görmez ama, gören söylüyor, Peygamber Efendimiz söylüyor.

Sonra, "Hafaza melekleri, kirâmen kâtibîn melekleri o kulu sabaha kadar ibadet etmiş diye deftere yazarlar. Abdesti yattı diye sabaha kadar cızır cızır ibadet sevabı yazılır insanın defterine..." Bu da Peygamber Efendimiz'in bildirdiği bir şey... Sonra, "Gökteki melekler o zâtın abdestli yatıp uyuduğunu, vücudunun mânevî bakımdan nûrâniyetinden görürler, o kulun etrafına izdihamlı bir şekilde, kalabalık bir şekilde toplanırlar." diyor Peygamber Efendimiz... Yâni tıkıl tıklım o insanın etrafı melek doluyor abdestli yattığı için... O bakımdan bir çare de gece yatarken taze abdest alıp, iki rekât / dört rekât namaz kılıp abdestli yatmaktır. Gecenin bir ihyâsı da bu...

Gecenin ilk hatıra gelen, asıl klasik mânâda, herkesin bildiği mânâda ihyâsı da, bir miktar uyuduktan sonra kalkıp, Allah rızâsı için abdest alıp gece namazları kılmaktır. Peygamber SAS buyuruyor ki:

(Rek'atâni minel leyl) "Geceleyin kalkıp da kılınan iki rekât namaz, (hayrun mined dünyâ ve mâ fîhâ.) dünyadan da, dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır. Kim söylüyor?.. Peygamber-i Zîşân söylüyor. Asdakul kàili, söyleyenlerin en doğru sözlüsü, Allah'ın habîb-i edîbi, Muhammed-i Mustafâ'sı söylüyor. Sıradan bir insan söylemiyor. Ne diyor?.. "Dünyadaki her şeyden daha iyidir." diyor.

Size şu oturduğumuz Alâaddin Oteli'ni verseler ne yaparsınız muhterem kardeşlerim?.. Düşünün ki bir babayiğit, çok zengin, milyarder bir adam çıktı, sizi beğendi: "Sevdim seni yâ, benim param çok, çoluğum çocuğum da yok... Aldım bu Alâaddin Oteli'ni, sana bağışladım!" dese ne yaparsınız?.. Aklını oynatabilir insan sevincinden, fırttırabilir.

Rasûlüllah'ın sözüne inanmıyor muyuz muhterem kardeşlerim?.. Sözün, kelimelerin taşıdığı mânâyı algılamak lâzım!.. "Dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." diyor Peygamber Efendimiz... Neden?.. Çünkü: "Şemmetün min ma'rifetillâh" Ma'rifetullahtan bir koklamâ çok mühimdir de ondan... Gece kalkacaksın, abdest alacaksın... Kimse yok, odanda yalnızsın... Gösteriş ihtimali yok, şöhret ihtimali yok, riyâ ihtimali yok... Rabbine yöneliyorsun, alemlerin Rabbi... Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn... Ne muhteşem kelime!.. Koca kâinâtın sahibi, yaratanı Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin divanında elpençe dîvan duruyorsun, "Sana hamd olsun yâ Rabbi!" diyorsun... Rükû ediyorsun, secde ediyorsun... İbadetin tadını böyle yudum yudum, iksir gibi tadıyorsun.

İnsan birisi gelse kendisine baksa, utanır, sıkılır. Hattâ göstermek istemez, yapacaksa bile yapmak istemez. Ama gece yalnızsın, kimsecikler yok... Seccadene kapanıyorsun, ağlıyorsun, gözyaşlarını döküyorsun... Secde yerin ıslanıyor, "Aman yâ Rabbi!.." diyorsun. Bu duygular çok kıymetli duygular... Bu duygular insanı evliyâ yapar. Bu duygular insanı dünyanın en kıymetli insanı yapar. Bu duygular insanı başkalarına en güzel şekilde hizmetler yapan, hayırlı, faydalı güzel insan yapar. Bu duyguları insan, işte o geceleyin kalkınca tadabilir.

Peygamber SAS Efendimiz'e ne emrolundu:

(Yâ eyyühel müzzemmil. Kumil leyle illâ kalîlâ. Nısfehû evinkus minhü kalîlâ. Ev zid aleyhi ve rettilil kur'âne tertîlâ.) [Ey örtünüp bürünen Rasûlüm! Birazı hariç geceleyin kalk namazkıl! Gecenin yarısını kıl, yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku!]

İlk inen ayetler İkra' Sûresi'nin beş ayeti... İkinci inen ayetler bir rivâyete göre "Yâ eyyühel müddessir" sûresinin başındaki ayetler; öteki rivayete göre "Yâ eyyühel müzzemmil" sûresinin başındaki ayetler... İkinci veya üçüncü inen ayetler bunlar... Yâni üçüncü vahiyde Peygamber Efendimiz'e ne emredilmiş?.. "Geceleyin kalk ey Rasûlüm!" diye emredilmiş.

O gecelerin ihtişamı, o gecelerin güzelliği... Bu beton yığınları arasında yeni neslin insanları onu bilemiyorlar. O gecelerin ihtişamı ne kadar güzeldir!.. Ne kadar ruhâniyetlidir o geceler!..

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Geceleyin göğün kapıları açılır." Göğün kapıları var mıdır?.. Vardır. Peygamber SAS Efendimiz mi'raca çıkarken, Kudüs-ü Şerif'e vardılar. Kudüs-ü Şerif'ten mi'raca çıkıyor, Cebrâil AS'la Peygamber SAS Efendimiz... Birinci semaya geldiği zaman, melek durdurdu. Birinci semâ nedir?..

(Ve lekad zeyyennes semâed dünyâ bimesâbiha) "Dünyaya en yakın semâyı yıldızlarla donattık." diyor Allah-u Teâlâ Hazretleri... Yıldızların olduğu semâ, birinci semâ... Ondan sonraki semâlarda neler olduğunu ordan anlayın! Yıldızların olduğu semânın ötesinde neler olduğunu artık Allah bilir.

Birinci semânın bekçisi durduruyor, Cebrâil'e soruyor. Cebrâil kim?.. Allah'ın dört büyük meleğinden birisi... Peygamber SAS Efendimiz'e vahyi getiren muazzam melek... Ona soruyor melek... Hangi melek?.. Birinci semânın bekçisi olan melek...

--(Men ente?) Kimsin sen?..

Men, kim demek Arapçada...

--(Ene cibrîl!) Ben Cebrâilim!

Tanıtıyor kendisini... İslâmî edebde tanıtma vardır muhterem kardeşlerim!.. Kapı çalınıyor. "Kim o?.." diyorlar içeriden... Kapıyı çalan, "Ben!" diyor. Eyvah, fe sübhânallah!.. Herkes ben diyecek, ben diye cevap mı verilir; adını söyleyeceksin!.. Bak ne diyor: "Ben Cebrâilim" diyor. İnsan edeb öğreniyor.

Ben deyince ikinci defa soruyorlar bu sefer:

"--Kimsin sen?.."
"--Benim, aç kapıyı!" diyor.

Tanıyacaksın, herkese kapı açılmaz ki!.. "Herkese kapıyı açmayın, bileziklerinizi alırlar elinizden!" diyorlar. Ayağını dayar, bıçağı çeker... İyisi var, kötüsü var... Edebli edebli kim olduğunu söyleyeceksin!..

Sonra:
--(Ve men meake?) Peki, yanındaki kim?..
--(Muhammed!) Muhammed-i Mustafâ, Allah'ın elçisi!..
--Peki ona izin verildi mi, buralardan geçmeğe?..
--Evet verildi.
--O zaman o da geçsin!..

Yâni, semâların böyle özelliği var muhterem kardeşlerim!.. Cebrâil'e soru soran, dur diyen bekçisi var... Kapısı var, göğün kapıları var... Bilmiyoruz; gören görür, bilen bilir. Bilenler, görenler bildiriyor, göğün kapılarının açık olduğu zaman bu gece vakti... Göğün kapıları açılıyor, "Geç aslanım!" der gibi serbest...

İkincisi: Allah-u Teâlâ Hazretleri semâ-ı dünyaya nüzul eyleyip kullarına nidâ eyler. Yâni kullarına yakınlaşır Allah-u Teâlâ Hazretleri, buyurur ki: "Yok mu benden affını mağfiretini isteyen; haydi istesin, affedeceğim!.. Yok mu benden bir talebi olan; haydi dilesin, dilediğini vereceğim!.. Yok mu hasta olup da şifa isteyen; haydi şifasını istesin, şifa vereceğim!.. Yok mu şöyle olan, yok mu böyle olan?.." diye seslenir buyurmuş, bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz...

Ne zamana kadar?..

(Hiye hattâ matlail fecr) "İmsak kesilinceye kadar..." Gecenin sonu neresidir?.. İmsak vaktidir. İmsak kesildi mi, gece de biter. Kadir gecesinde de öyle...

(Tenezzelül melâiketi ver rûhu fîhâ biizni rabbihim min külli emrin) Meleklerin inmesi, o fütûhat ne zamana kadardır?.. (Selâmün hiye hattâ matlail fecri) Tülûu fecir oluncaya kadar, yâni fecir tamam oluncaya kadardır.

Binâen aleyh gözümüzle göremiyorsak, gökle âşinâlığımız yoksa, takvimden imsak vaktine bakarız. İmsak vaktinden evvel bir arada kalkarız, abdest alırız, namaz kılarız: "Ben varım yâ Rabbi affını isteyen!.. Ben varım yâ Rabbi muhtac olan!.. Ben varım yâ Rabbi senden dileği olan!.." diye biz de isteriz.

İsteme zamanıdır çünkü... Kulların istediği, Allah'ın da vereceğim dediği zamandır. O vakitte ibadet etmek salihlerin, enbiyâ ve evliyâullahın adetidir. İnsan Allah ile başbaşa kalmanın zevkini öğrenmeli!.. Yalnızlıktan bucak bucak kaçmamalı!.. Adam ceketini alıyor:
--Hanım ben gidiyorum!
--Nereye gidiyorsun?..
--Kahveye gidiyorum.
--Niye?..
--Yalnızlıktan canım sıkıldı.

Yalnızlığı sevmeli bir insan... Yalnızlığın tadını çıkartabilmeli; "Oh yâ! Çok şükür ki, hiç kimse yok... Rabbimle başbaşa şöyle bir kendimi çekip çevireyim, düşüneyim!" diyebilmeli... Yalnızlıktan zevk almalı!.. Yalnızlık, büyük ruhların gıdasıdır. Yalnızlık mühim bir şeydir. Yalnızlıkta Mevlâsıyla bağlantı kurmak çok mühim bir şeydir. O da geceleyin güzel bir şekilde oluyor.

Onun için gecenin bir ihyâsı, geceleyin kalkıp, abdest alıp ilâ mâ şâallah, Allah'ın dilediği kadar iki rekât, dört rekât, altı rekât, sekiz rekât, on rekât namaz kılmaktır. Çünkü, namaz ibadeti en güzel şekilllerinden biridir. İbadetin çok çeşitli şekilleri vardır. En kompleks, tam şekillerinden birisi namazdır. Peygamber SAS buyuruyor ki:

(Kurreti aynî fis salâh) "Gözüm şenleniyor namaz kılarken... Gözümün şenliği namazda..." İçim rahat ediyor demek... Rasûlüllah Efendimiz'in içinin rahatladığı, gözünün şenlendiği, serinlendiği, rahatlandığı o namazdan o zevki alamayan kendisini kontrol etsin... Yâni, "Ben niye bu güzel namazdan bu zevki alamıyorum?" diye düşünsün, kendisi çaresini arasın!.. Demek ki cihazları paslanmış, duyguları dumura uğramış, demek ki çok cahil, demek ki bu hususta çok mübtedî, çok yeni, çok toy olduğu anlaşılıyor. İnsan o yalnızlık zevkini duymalı muhterem kardeşlerim!..

Tabii, Kur'an okumak çok sevaplı... Kur'an-ı Kerim ile bizim aşinalığımız da kusurlu hale gelmiştir bu nesille... İngilizce öğreniyorlar, Almanca Fransızca öğreniyorlar, bir dil yetmiyor birkaç dil öğreniyorlar; herşeyi öğreniyorlar da, Arapçayı öğrenip Kur'an-ı bellemek husususunda bir aşk ve şevk ve gayret yaygınlaşmış değil, makbul değil... Öğrenenler de makbul tutulmuyor. Neymiş bu?.. Hafız...

--Hafız gel, otur, oku!.. Tamam, al şu zarfın içindeki paranı, hadi yallah!..

Belki, "Hafız buraya gel!" dedi mi karşıdaki kızıyor, zor tutuyor kendisini... Hakaret etmiş gibi oluyor. Halbuki hafız eskiden naslıdı yâni... Hafızlamak deniliyor, makbul olmayan bir şey olarak... Hafızlığın şân ü şerefi, kadr ü kıymeti bilinmez duruma gelmiştir.

Halbuki Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelâmıdır, yüzüne bakmak bile sevabdır. Mânâsını anlayıp, onu yaşadığı zaman, icrâ ettiği zaman iyice sevab kazanacaktır. Kur'an-ı Kerim okumak sevabdır. Kimisinin gözü rahatsız oluyor, kimisi Arapça bilmiyor, kimisi okuyamıyor, okusa mânâsını bilmediği için bir tad alamıyor.

Bir başka ihyâ şekli zikir... Zikir nedir?.. Mübarek bazı kelimeleri tekrar tekrar söylemektir. Nedir o mübarek kelimeler?.. Meselâ, "Lâ ilâe illallah" mübarek bir kelimedir. İnsanın cennete girmesine sebeptir. Kezâ, "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed" çok sevablıdır. Sen salât ü selâm getirirsen, Peygamber Efendimiz'e melekler götürürler. Meselâ, "Estağfirullah" bir zikirdir, Allah'tan afvü mağfiret istiyorsun. Meselâ, "Sübhànallah"; meselâ, "Elhamdü lillâh"; meselâ, "Allahu ekber"; meselâ, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" gibi sözler mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir. Bunları zikretmek çok sevabdır.

Yahut da Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin ism-i a'zamını, lafza-i celâli veya esmâ-i hüsnâsından birini zikretmek; o da zikirdir. Meselâ, "Allah... Allah... Allah..." dese zikirdir, "Yâ Kayyûm... Yâ Kayyûm..." dese zikirdir, "Yâ Vedûd... Yâ Vedûd..." dese zikirdir, "Yâ Hû..." dese zikirdir. İşte böyle bunların hepsi zikirdir. Zikir de geceyi ihyâ etmek için bir çaredir.

Bir kul Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder:

(Fezkürûnî ezkürküm) "Siz beni zikredin, ben de sizi zikrederim." buyruluyor. Onun için sen Allah dedikçe, bil ki Allah da seni zikrediyor. Kul içinden Allah'ı zikrederse, Allah da onu kendisi zikreder. Kul toplulukta zikrederse, Allah da onu daha hayırlı bir toplulukta zikreder. Böylece Allah'la kulun yakınlaşması, Allah'ın kulunu sevmesi, kulunda da Allah'a karşı aşkullah, muhabbetullah hâsıl olmasına götürür iş...

O bakımdan zikir de ibadetlerin güzellerindendir. Geceyi ihyâ şekillerinden birisidir.

Bazı namazlar vardır, Peygamber SAS Efendimiz kılmıştır. Bunlardan birisi de tesbih namazıdır. Üçyüz adet "Sübhânallàhi vel hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallàhu ekber" deniliyor. Her on tanesinde veya onbeş tanesinde "Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" deniliyor. Dört rekâtlık bir namaz kılınıyor. Bu namaz tek olarak kılındığı gibi cemaatle de kılınabilir. Peygamber Efendimiz'den sahih hadislerle rivayet olunmuştur. Sevabı çok olan bir namazdır meselâ bu... Böyle ibadetlerle de ihyâ edebilirsiniz gecenizi...

Allah-u Teâlâ Hazretleri hepinizden râzı olsun...

23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya

(Kaynak: Ramazan ve Takvâ Eğitimi, s. 15 - 39)


Tarih: 22:33, 15/7/2007 Kategori: KURANI KERIM
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

Kur'an ı Kerim

KUR’ÂN-I  KERİM

S.A.V:”Aranızda en hayırlı kişi Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.”

S.A.V:”Kur’an hafıza ve kalbinde olduğu sürece,her kızanla kızması,her cahillik yapana uyup cahillik yapması yakışmaz.”Açıklama:Ku’an sahibi  ağırbaşlı,vakur ve salih  bir kişi olmalı.

S.A.V:”Kur’ân’ı okumakta mahir olan1 kişi sefere2 ile beraberdir.”Açıklama:1-Kur’ân-ı rahat ve kolay okuyan veya hafızlar 2-Kur’an’da bu isimle anılan yazıcı Allah katında sevimli,kıymetli melekler(Abese,80/15-16)    

S.A.V:”Kur’ân-ı okurken zorluk çeken ve bu zorluğa rağmen okumaya devam edene iki ecir vardır.”Açıklama:Biri okuma ecri,diğeri güçlük çekme ecridir.

S.A.V:”Ümmetimin en şereflileri,önde gelenleri hamele-i Kur’an (hafızlar)dır.”

S.A.V:”Samimi ve Allah’ın hoşnutluğu için olmak kaydıyla Mü’min kişi  nerede Kur’an okursa oraya rahmet ve bereket yağar,melekler ve sekinet etrafını kuşatır.”

.A.V:”En güzel sesli kişi,okuyuşunu dinlediğiniz zaman,size Allah’tan korktuğu hissini verendir.”

S.A.V:”Şüphesiz ki Kur’an hüzünle indi.Onu okuduğunuz zaman ağlayın;eğer ağlayamazsanız,ağlamak için gayret gösterin.”

S.A.V:”Kur’ân’ı en güzel okuyan kişi,okuyuş esnasında  sesine hüzünlü bir eda verebilendir.”Açıklama:Güzel sesle,tecvidli,ağlamaklı eda ile okunmalı.

S.A.V:”Kim Kur’an okur ve onunla gerektiği tarzda amel ederse,kıyamet günü onun anne ve babasına,ışığı evlere vurmuş güneş aydınlığından daha parlak bir taç giydirilir.artık siz onunla amel edenin sevabını hesap edin!”

S.A.V:”Kur’an hususunda gösteriş yapmak,onunla çalım satmak küfürdür.” Açıklama:Kur’an riya için,geçim vasıtası yapılarak okunmamalı

S.A.V:”Kur’an üzerinde gönülleriniz birleştikçe okuyunuz.Kur’an hakkında ihtilaf edilince de artık onu bırakıp dağılınız.Açıklama:Kur’an istek var olduğu sürece okunmalı,bıkkınlık usanç hallerinde okuma bitirilmelidir,okunurken zihin başka şeylere dalmamalı.

S.A.V:”İçinde Kur’an’dan bir şey olmayan kişi harap eve benzer.”Açıklama:Yıkık yerler baykuşların tüneğidir.Mü’minin bu duruma düşmesi acıdır.

S.A.V:”Kur’an okunan evin bereketi artar;oturanları sıkmaz.Böyle evlere melekler toplanır;şeytanlar uzaklaşır.İçinde Kur’an okunmayan ev oturanlara dar gelir;böyle evlerin hayır ve bereketi az olur;melekler uzaklaşır;şeytanlar üşüşür.İçinde Kur’an okunan,mana ve tefsiri ile meşgul olunan ev,yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi,gök ehli için aydınlanır.”

Ezbere mi Yoksa Yüzünden Okuma mı Efdaldir ? S.A.V:”Kur’an’ı Mushafa  bakarak okuyanın,ezberden okuyana fazilet ve üstünlüğü,farz ibadetlerin nafilelerle üstünlüğü gibidir.”

*Hatimden sonra yapılan dua müekked bir sünnettir. S.A.V:””kim Kur’an’ı okur da arkasından dua ederse,duasına dört bin melek amin der.”

 

Nerelerde ve Hangi Hallerde Kur’an Okunmaz ? Cünüplük,hayz ve lohusalık hallerinde Kur’an okunmaz.Temiz olmayan,Kur’an’a saygı  duyulmayan

Mahallerle gürültülü yerlerde,hamamlarda,çarşı ve pazarlarda,çalışır vaziyetteki değirmenlerde,makine veya benzeri bir sesin Kur2an sesini bastırdığı mekanlarda,sefihlerin toplandıkları yerlerde Kur’an okunmaz.Dinlemek istemeyenlerin yanında Kur’an okunmaz.

 Ayakta,yan yatmış vaziyette,yatakta veya daha başka bir halde Kur’an okumak caiz ise de en iyi ve en sevaplı olan oturarak ve kıbleye karşı dönerek

yapılan okumadır.

*Zimmîlere (azınlıklara) Kur’an satmak haramdır.

Kur’an okurken veya dinlerken ağlamak caizdir.

Kur’an Okumadan Önce Yapılması Gereken Hazırlıklar :Abdest alınmalı,temiz ve güzel bir yer seçilmeli,Temiz olmayan,gürültülü,Kur’ân’a hürmet edilmeyen yerlerde Kur’ân okunmamalı,Namaz dışında Kur’an okuyanın kıbleye dönmesi Müstehaptır.

 

Kur’an Okuyan ve Dinleyenlerin Takınması Gerekli Tavırlar :Okuyan ve dinleyenler toparlanmalı,saygılı,edepli olunmalıdır.Okuyan kişi okuduğundan gafil olmamalı,çok yorgun,uykulu ise okumayı bırakmalıdır.Okuyanın kıbleye dönmesi müstehaptır.

S.A.V:”Kur’an’ı Kerim Allah’a gökler,yerler ve onlarda bulunanlardan daha sevimlidir.”

S.A.V:”Kur’an’ı okuyunuz;zira o kıyamet günü ashabına şefaatçi olacaktır.

S.A.V:”Sizler (kıyamet günü) Allah’ın katına Kur’an’dan daha üstün bir şey ile varamazsınız.”

S.A.V:”Kim,Allah kitabı Kur’an’dan bir ayet dinlerse,ona kat kat sevap verilir.”

S.A.V:”Kim Kur’an’ı okur ve onu ezberlerse,helalini helal bilir,haramını da haram sayarsa,bu sayede Allah onu cennete koyar ve akrabasından hepsi de cehennemlik olan on kişiye kendisini şefaatçi kılar .

*Kur’an’ın her harfine 10 sevap verilir.(H.Ş)

*Kuran’dan iki ayet,iki dişi deveden daha hayırlıdır. .(H.Ş)

*7 günde,haftada bir hatmedilmesi müstehaptır.

S.A.V:”Kur’an’ı 3 günden daha az bir zamanda okuyan, onu anlamamış demektir.”Açıklama:Kur’an’ın anlamı üzerinde durulması gereklidir.

*”Bu Kur’an ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler,temiz akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır.”(Saad suresi 38/29)

*”Onlar hâlâ Kur’ân-ı gereği gibi düşünmeyecekler mi ? Eğer o,Allah’tan başkası tarafından olsaydı,elbet içinde birbirini tutmayan bir çok şeyler bulunurdu.”(Nisa 4/82)

S.A.V:”Kim çocuğuna harflere ve satırlara bakarak Kur’an öğretirse,onun geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır;aynı işi kim ezberden yaparsa Allah onu ayın on dördü  gibi parlak bir sûrette haşreder.çocuğuna  “oku!”  denir.Çocuk bir âyet okuduğu zaman ebeveyni bir derece yükselir.Kur’an’dan çocuğun bellediği en son âyete kadar bu işlem böylece tekrarlanır.”

 


Tarih: 16:07, 14/5/2007 Kategori: KURANI KERIM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

Cinler

Kuran'ı Kerim'de geçen Cinlerle ilgili ayetler

En’âm Sûresinin 100 . Ayetinde 
Bir de cinleri Allah’a bir takım ortaklar yaptılar. Oysa onları o yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, 
yücedir. 

En’âm Sûresinin 112 . Ayetinde 
İşte böylece biz her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu 
yapamazlardı. O halde onları iftiralarıyla baş başa bırak. 

En’âm Sûresinin 128 . Ayetinde 
Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, 
“Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde 
ebedi kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. 

En’âm Sûresinin 130 . Ayetinde 
(O gün Allah şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler 
gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. 

A’râf Sûresinin 38 . Ayetinde 
Allah şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lanet eder. 
Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı 
ver” derler. Allah der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” 

A’râf Sûresinin 179 . Ayetinde 
Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını 
cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.26 

Hûd Sûresinin 118-119 . Ayetinde 
Rabbin dileseydi insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları 
bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.10 

Hicr Sûresinin 27 . Ayetinde 
Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık. 

İsrâ Sûresinin 88 . Ayetinde 
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” 

Kehf Sûresinin 50 . Ayetinde 
Hani biz meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni 
bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir! 

Neml Sûresinin 17 . Ayetinde 
Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. 

Neml Sûresinin 39 . Ayetinde 
Cinlerden bir ifrit4,”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi. 

Secde Sûresinin 13 . Ayetinde 
Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.3 

Sebe’ Sûresinin 12 . Ayetinde 
Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgarı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle 
onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa ona alevli ateş azabını tattırırız. 

Sebe’ Sûresinin 13 . Ayetinde 
Cinler Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi şükredin! Kullarımdan şükredenler pek 
azdır. 

Sebe’ Sûresinin 14 . Ayetinde 
Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, 
eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı. 


Sebe’ Sûresinin 41 . Ayetinde 
(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.” 


37 - SÂFFÂT SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır. Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede 
başlıca, meleklerden, cinlerden kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh, İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus peygamberin kıssalarına 
yer verilmektedir. 

Sâffât Sûresinin 158 . Ayetinde 
Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler. 

Fussilet Sûresinin 25 . Ayetinde 
Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin 
ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı. 

Fussilet Sûresinin 29 . Ayetinde 
(Ateşe giren) inkârcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan 
olsunlar.” 

Ahkâf Sûresinin 18 . Ayetinde 
İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana 
uğrayanlardır. 

Ahkâf Sûresinin 29 . Ayetinde 
Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince3 birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de 
uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. 

Zâriyât Sûresinin 56 . Ayetinde 
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. 

Rahmân Sûresinin 15 . Ayetinde 
“Cin” i de yalın bir ateşten yarattı. 

Rahmân Sûresinin 31 . Ayetinde 
Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar! 

Rahmân Sûresinin 33 . Ayetinde 
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz. 

Rahmân Sûresinin 39 . Ayetinde 
İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.

Rahmân Sûresinin 56 . Ayetinde 
Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. 

Rahmân Sûresinin 74 . Ayetinde 
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. 

72 - CİN SÛRESİ
Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir. Ağırlıklı olarak cinlerden bahsettiği için “Cin sûresi” adını almıştır. Sûrede ayrıca tevhit, peygamberlik ve öldükten sonra 
dirilmek gibi meseleler konu edilmektedir

Cin Sûresinin 1,2 . Ayetinde 
(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik 
de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” 

Cin Sûresinin 5 . Ayetinde 
“Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” 

Cin Sûresinin 6 . Ayetinde 
“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.” 

Cin Sûresinin 19 . Ayetinde 
“Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur’an’ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.” 

Nâs(*) Sûresinin 1,2,3,4,5,6 . Ayetinde 
De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”

 


Tarih: 16:05, 14/5/2007 Kategori: KURANI KERIM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

KUR'AN-KERİM' DE MÜ'MİNLERİN ÖZELLİKLERİ

YALNIZCA ALLAH’TAN KORKUP SAKINIRLAR

Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar. (Mearic Suresi, 27)

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Al-i İmran Suresi, 102)

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Sen ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah’)a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin Suresi, 11)

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabun Suresi, 16)

O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir; onlar şefaat etmezler (kendisinden) hoşnut olunandan başka. Ve onlar, O’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır. (Enbiya Suresi, 28)

Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)


YALNIZCA ALLAH’A İBADET EDERLER

De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içindeyseniz, ben, sizin Allah’tan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek olan Allah’a ibadet ederim. Ben, mü’minlerden olmakla emrolundum.” (Yunus Suresi, 104)

Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet et. Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 2-3)

Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibadet edin. (Ankebut Suresi, 56)


ALLAH’I HERŞEYİN ÜZERİNDE TUTARLAR

Onlar, kendilerine insanlar: “Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun” dedikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)

İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisine sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise ‘güçlü ve onurlu,’ Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)

Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 90)

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)


ALLAH’TAN BAŞKA İLAH ARAMAZLAR

Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): “Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın. “Hayır, artık (yalnızca) Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 65-67)

Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi, 88)

Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

Ki onlar (o peygamberler) Allah’ın risaletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 39)

İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü’minlerseniz, Ben’den korkun. (Al-i İmran Suresi, 175)

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız.” (Al-i İmran Suresi, 64)

De ki: “Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kur’an vahyedildi. Gerçekten Allah’la beraber başka ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şehadet etmem.” De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım. (En’am Suresi, 19)


ALLAH’A HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAZLAR

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.” (Maide Suresi, 72)

Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü’minlerle beraberdirler. Allah mü’minlere büyük bir ecir verecektir. (Nisa Suresi, 146)

De ki: “Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf Suresi, 110)

Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)


ATALARINA KÖRÜ KÖRÜNE UYMAZLAR

İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun ‘refah içinde şımarıp azan önde gelenleri’ (şöyle) demişlerdir: “Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz.” (Zuhruf Suresi, 23)

Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denildiğinde, derler ki; “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21)

 Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız. (Hud Suresi, 109)

Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse? (Maide Suresi, 104)


HİÇBİR KUŞKUYA KAPILMADAN İMAN EDERLER

Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Resûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 15)

Elçiye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz.” (Maide Suresi, 83)

Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey; artık O’nun hükmü Allah’ındır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O’na tevekkül ettim ve yalnızca O’na dönüp-yönelirim. (Şura Suresi, 10)


GAYBA İMAN EDERLER

Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (Bakara Suresi, 3)

Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O’nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden ‘içleri titremekte olanlardır.’ (Enbiya Suresi, 49)

Sen ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah’)a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin Suresi, 11)

Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O’nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır. (Mülk Suresi, 12)


HERŞEYİN ALLAH’TAN OLDUĞUNU BİLİRLER

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler. (Yunus Suresi, 49)

Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tekvir Suresi, 29)

Hiç bir şey hakkında: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. Ancak: “Allah dilerse” (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.” (Kehf Suresi, 23-24)

Allah’ın izni olmaksızın hiç bir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir. (Teğabun Suresi, 11)

Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)


ASIL HEDEFLERİ ALLAH’IN RIZASIDIR

Allah’ın rızasına uyan kişi, Allah’tan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o. (Al-i İmran Suresi, 162)

Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah’tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 174)

Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 114)

Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Ra’d Suresi, 22)

Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)

Öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Allah’ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır. (Rum Suresi, 38)

Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir). Muhakkak kendisi de ileride razı olacaktır. (Leyl Suresi, 20-21)

“Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.” (İnsan Suresi, 9)

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Ey iman edenler, Allah’ın şiarlarına, haram olan ay’a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi, 2)

Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)

İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (Bakara Suresi, 207)

Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah’ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. (Bakara Suresi, 272)

De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Al-i İmran Suresi, 15)

Yalnızca Allah’ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 265)

Sabah akşam -O’nun yüzünü (rızasını) dileyerek- Rablerine dua edenleri kovma. Onların hesabından senin üzerinde birşey (yükümlülük), senin hesabından da bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olursun. (En’am Suresi, 52)


HAYATLARININ TAMAMINI ALLAH’IN RIZASI İÇİN YAŞARLAR

De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (En’am Suresi, 162)

Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)


ALLAH’IN SINIRLARINI  KORURLAR

Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)

Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)

Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (A’raf Suresi, 55)

Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah’ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah’ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bakara Suresi, 229)

İşte böyle; kim Allah’ın şiarlarını yüceltirse, şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır. (Hac Suresi, 32)


ALLAH KARŞISINDA ACİZLİKLERİNİ BİLİRLER

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. “Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Suresi, 286)

Dediler ki: “Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (A’raf Suresi, 23)

De ki: “Muhakkak beni Allah’tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O’nun dışında asla bir sığınak da bulamam.” (Cin Suresi, 22)

De ki: “Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” (A’raf Suresi, 188)


ALLAH’IN AYETLERİNE GÖNÜLDEN BOYUN EĞERLER

Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 17)

Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Hac Suresi, 35)

Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah’a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah’ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (Al-i İmran Suresi, 199)

Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a varır. (Lokman Suresi, 22)

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)

İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar’, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır. (Hud Suresi, 23)

‘Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? Allah,  İbrahim’i dost edinmiştir. (Nisa Suresi, 125)


ALLAH’A GÜVENİP-DAYANIRLAR

Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü’minlere Allah yeter. (Enfal Suresi, 64)

Ve dedi ki: “Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah’tan hiç bir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etmelidirler.” (Yusuf Suresi, 67)

Onlar, kendilerine insanlar: “Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun” dedikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)

Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl Suresi, 42)

“Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler.” (İbrahim Suresi, 12)

Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter. (Furkan Suresi, 58)

Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Ankebut Suresi, 59)

Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 48)

“Tamam-kabul” derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (A’raf, 200)

Ey iman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah’tan korkup-sakının. Mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler. (Maide Suresi, 11)

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)

Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O’dur.” (Tevbe Suresi, 129)

Musa dedi ki: “Ey kavmim, eğer siz Allah’a iman edip müslüman olmuşsanız artık yalnızca O’na tevekkül edin.” (Yunus Suresi, 84)

Sen, artık Allah’a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin. (Neml Suresi, 79)


YARDIMIN ANCAK ALLAH’TAN OLDUĞUNU BİLİRLER

Hamd, Alemlerin Rabbi’nedir. Rahman ve Rahimdir. Din gününün malikidir. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz. (Fatiha Suresi, 1-4)

Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. “Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Suresi, 286)

Karşı karşıya gelen iki toplulukta, sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk, Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı. İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır. (Al-i İmran Suresi, 13)

Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.” dedi. (A’raf Suresi, 128)

Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. “Hayır” dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah’tır.” (Yusuf Suresi, 18)

Ve de ki: “Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra Suresi, 80)

O zaman sizden iki grup, neredeyse ‘çözülüp geri çekilmek’ istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir. (Al-i İmran Suresi, 122)


DAİMA ALLAH’I ANARLAR

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. (Ra’d Suresi, 28)

Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah’ı çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (Enfal Suresi, 45)

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)

Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (A’raf Suresi, 205)

Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)

Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)


GÜÇ VE İMKANLARINA DEĞİL SADECE ALLAH’A GÜVENİRLER

Andolsun, Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz. (Bundan) Sonra Allah, elçisi ile mü’minlerin üzerine ‘güven duygusu ve huzur’ indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri azablandırdı. Bu, inkârcıların cezasıdır. (Tevbe Suresi, 25-26)

Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut’a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok” dediler. (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249)


KURAN’A KUVVETLE BAĞLANMIŞLARDIR

Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Bakara Suresi, 121)

Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz. (A’raf Suresi, 170)

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide Suresi, 49)

Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. (Ahzab Suresi, 34)

Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur’an’la) büyük bir cihad ver. (Furkan Suresi, 52)

Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma. (Nisa Suresi, 105)

Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: “Allah’ı bırakıp bana kulluk edin” deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, “Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz” (deme görevindedir.) (Al-i İmran Suresi, 79)

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah’tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır. (En’am Suresi, 70)

İşte bu (Kur’an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitaptır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır. (En’am Suresi, 92)

Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51)

Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır. (Furkan Suresi, 73)


ALLAH’A ASLA NANKÖRLÜK ETMEZLER

Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır, O’na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)


KURAN AYETLERİ ALLAH KORKULARINI VE İMANLARINI ARTTIRIR

Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)

Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur. (Zümer Suresi, 23)

De ki: “İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.” Ve derler ki: “Rabbimiz yücedir, Rabbimizin va’di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor.” Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kuran) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor. (İsra Suresi, 107-109)

İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (Meryem Suresi, 58)

Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Hac Suresi, 35)


KIYAMET GÜNÜNE KESİN OLARAK İNANIRLAR

Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O’nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden ‘içleri titremekte olanlardır.’ (Enbiya Suresi, 49)

İşte biz sana, böyle Arapça bir Kur’an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindedirler. (Şura Suresi, 7)


KIYAMET GÜNÜNDEN KORKARLAR

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.”  “Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz.” (İnsan Suresi, 8-10)


AHİRETİN VARLIĞINA KESİN OLARAK İNANIRLAR

Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. (Bakara Suresi, 4)

Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Tevbe Suresi, 111)

Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar. (Lokman Suresi, 4)

Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 74)
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. (Sad Suresi, 46)

“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas Suresi, 77)

Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler. (Neml Suresi, 3)

Ve biz elbette, Rabbimize çevrilip-döneceğiz.” (Zuhruf Suresi, 14)

Onlar, din gününü tasdik etmektedirler. (Mearic Suresi, 26)


DÜNYA HAYATINA BAĞLANMAZLAR

Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)’ uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)
Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü’minler için de (şefkat) kanatlarını ger. (Hicr Suresi, 88)

Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (Taha Suresi, 131)

Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)

Kötü olarak işledikleri kendisine çekici-süslü kılınıp da onu güzel gören mi (Allah katında kabul görecek)? Artık şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirir. Öyleyse, onlara karşı nefsin hasretlere kapılıp gitmesin. Gerçekten Allah, yaptıklarını bilendir. (Fatır Suresi, 8)

Ey iman edenler, ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten ‘tutkuya kaptırarak-alıkoymasın’; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Münafikun Suresi, 9)


AHİRETE YÖNELMİŞLERDİR

Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)

Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. (Nisa Suresi, 74)
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. (Sad Suresi, 46)

Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’-an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Tevbe Suresi, 111)

Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)


GELECEK ENDİŞESİ TAŞIMAZLAR

Onlara Nuh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: “Ey kavmim,  benim makamım ve Allah’ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah’a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir. Ve ben, müslümanlardan olmakla emrolundum. (Yunus Suresi, 71-72)

Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 268)


KADERE TAM İMAN EDERLER

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 22-23)


TÜM ÖZELLİKLERİNİ ALLAH’A BORÇLU OLDUKLARINI BİLİRLER

“Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.” (Yusuf Suresi, 101)

Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin” dedi. Dediler ki: “Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 31-32)

Dedi ki: “Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah’a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim.” (Yusuf Suresi, 37)


BAŞLARINA GELEN HERŞEYİ HAYIR GÖZÜYLE DEĞERLENDİRİRLER

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)


ALLAH’A, HÜKÜMLERİNE VE ELÇİLERİNE GÖNÜLDEN İTAAT EDERLER

Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. (Ahzab Suresi, 36)

Ama sizden kim Allah’a ve Resûlü’ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. (Ahzab Suresi, 31)
Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir. (Maide Suresi, 92)

De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Al-i İmran Suresi, 31)


PEYGAMBERLERİN VE ELÇİLERİN YOLUNDADIRLAR


Tarih: 16:42, 8/5/2007 Kategori: KURANI KERIM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

KUR'AN-I KERİM

KUR'AN-I KERİM ÂYETLERİNDE KUR'AN'IN FAZÎLETİ

 

1- "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar
(belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah
namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir
nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer
bir makama göndereceğini umabilirsin" (İsrâ, 78, 79).

2- "O kitap (Kur'ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar
ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir" (Bakara, 2).

3- "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden
ayırmanın açık delilleri olarak Kur'ân'ın indirildiği aydır" (Bakara, 185).

4- "Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size
apaçık bir nur indirdik" (Nisâ 174).

5- "Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını
arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle
karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir" (Mâide 15, 16).

6- "Bu (Kur'ân), Ümmü'l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için
sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya
devam ederler" (En'âm, 92).

7- "İşte bu (Kur'ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun
ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin" (En'âm, 155).

8- "Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet
olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik" (A'râf, 52).

9- "Kitab'a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle
iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz" (A'râf, 170).

10- "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin" (Arâf, 204).

11- "Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa,
müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah'ın
lûtfuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı
olarak) topladıklarından daha hayırlıdır" (Yunus, 57, 58).

12- "Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır" (İbrahim, 1).

13- "Biz, Kur'an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir
kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur'an'da Rabbinin
birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri
dönüp giderler" (İsrâ, 45, 46).

14- "Biz, Kur'an'dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve
rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır" (İsrâ, 82).

15- "Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar
tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu
Kitab'ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de
gönülleri Allah'ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah'ın,
dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi
de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz" (Zümer, 23).

16- "İşte böylece sana da emrimizle Kur'ân'ı vahyettik. Sen, kitap nedir,
iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle
doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu
göstermektesin" (Şûrâ, 52).

17- "Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah
korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz" (Haşr, 21).

18- "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır" (Kadr, 1, 2, 3).

19 - "İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir" (Beyyine, 2, 3).

20- "Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız"
(Hicr, 9).-


Tarih: 16:39, 8/5/2007 Kategori: KURANI KERIM
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa İnternet Radyo ve TV

< SiteniEkle.NET - PaylasimTurkey.Com Popüler Siteler

Din Ahlak Eğitim Siteleri Eğitim Siteleri Birliği Dini100.Net İslami Siteler Birliği iSLAMi Toplist Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri İslami Siteler