myspace codes
Click here for





Tanım

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ İLE İLGİLİ HERŞEY


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Hayrettin KARAMAN
* Diyanet İşleri Başkanlığı
* Milli Eğitim Bakanlığı
* Fen okulu
* dindersi
* islam hukuku
* google
* hotmail
* gmail
* Yenice Kaymakamlığı
* Dinahlak
* Din Kültürü
* İlahiyat forum
* Selçuk İlahiyat Fak
* Yenice Müftülüğü
* Ülkü İlköğretim Okulu
* Güney İlköğretim Okulu
* Yenice Öğretmenevi
* Yenice Belediyesi
* Yortanpazarı Belediyesi
* Yortan Haber

Kategoriler

Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

ÇOCUKLARIN SİZINLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DINLEMELİSİNİZ?

Kabul Dili

* Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır.

* Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir.

* Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur.

* En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir.

* Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz.

* İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna "terapötik iletiş” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.)

* Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor.

* Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki" denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Bunlar:

1) Emir vermek, yönlendirmek;

2) Uyarmak. gözdağı vermek

3) Ahlak dersi vermek;

4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek

5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek;

6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak;

7) Övmek, aynı düşüncede olmak;

8) Ad takmak, alay etmek

9) Yorumlamak, analiz etmek tanı kovmak;

10) Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak;

11) Soru sormak, sınamak, çapraz sorgulamak;

12) Sözünden dönmek oyalamak, şakacı davranmak, konuyu saptırmak;

başlıkları altında toplanabilecek cevaplardır. Bu cevapların hepsi yapıcı değil yıkıcıdır ve terapist ve danışmanlar çocuklarla çalışırken bu 12 sözlü tepkiyi kullanmazlar.


Tarih: 17:14, 2/6/2008 Kategori: REHBERLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

MÜDÜRLER VE ÖĞRETMENLER


İnsan çoğaldıkça birbirini yönetme sürecine girer. Tek başına var olamamakta ve sürekli değişik kişi veya gruplarla etkileşme- yardımlaşma içerisinde bulunmak zorunda kalmıştır. Bu bağımlılık işbirliği, dayanışma doğurduğu gibi çatışma, ayrışma da doğurmaktadır. Bunun sonucudur ki ahlakın temeli bir başkasının haklarına saygı göstermek, başkası için kendini feda edebilmek ve bir şey yaparken karşısındakinin yerine kendini koyarak hareket etmektir. Sosyal hayat içerisinde doğuştan verilen veya sonradan kazandığımız rollerimiz vardır. Bu rollerin en önemlilerinden biri liderliktir. Lider; hangi alanda olursa olsun, öne çıkan, yönlendiren, yol gösteren, idare edendir. Sosyal, ekonomik, düşünsel, kültürel yani hayatın her alanında doğal olarak bir lider ortaya çıkar. İnsanlar ilgili ve etkili oldukları alanlarda ya liderlik ya da belli bir lider tabi olmak durumunda kalmaktadır. Hayatımızda bir çok liderle yüzleşiriz. En az değişen lider dünya görüşünde etkili olandır. Çoğunlukla dünya görüşümüzü kurgulamada etkili olan kolay kolay değişmez. İş kollarında en fazla lider değiştiririz.

Her şeyin kurumsallaştığı modern dünyada bir insan doğumundan ölümüne kadar birçok liderle yaşamak zorunda kalır. Hayatın hangi alanı olursa olsun bütün iş ve işlevler kurumlar yoluyla yürütüldüğü için liderlerle muhatap olunmak zorunda kalmaktayız. Modernlik öncesi toplumsal- siyasal yapılarda kurumlar çoğalmadığı için çoğunlukla çok az liderle muhatap olunuyordu. Bu farklılık öncelikle insanın özgürleşmesi ve bireyselleşmesi anlamında etkili olduğu söylenebilir. Modern hayatta her işte bir liderle yüz yüze kalmak ve hayatın her alanında yönetilmeye mahkum olmak insanın hayallerini ve özgürlüğünü sınırlamıştır.

Hem lider ve hem yönetilen karşılıklı bir etkileşime girer. Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanında romanın kahramanı Hayri İrdal’ın dilinden şöyle bir tesbiti paylaşır okurlarıyla. “İnsanlar kainatın sahibi olmak üzere yaratıldıkları için, eşya onlara uymak tabiatındadır. Mesela, benim çocukluğumun geçtiği Abdulhamit devrinde cemiyetimiz neşesizdi. Başta padişahın asık yüzünden gelen ve halka halka etrafa yayılan bu neşesizlik eşyaya da sirayet etmişti. O zamanın vapur düdüklerinin acılığını, hüznünü, keskinliğini benim yaşımda olanların hepsi bilir.” Hemen Abdülhamit ve dönemi için yapılan polemiklere düşmeden lider ve yönetilen ilişkisindeki nüansa dikkat edelim. Bir liderin tavırları, mimikleri, ses tonu, meselelere bakış açısı ve diğer birçok yönüyle yönettiği kişiler üzerinde bir hava yaratır. Bu hava aileye, kurumlara, ilçeye, ile, ülkeye ve nihayetinde dünyaya yayılan bir etkisi vardır. Babamızın içinde bulunduğu hal evin ortamını nasıl etkilerdi düşünelim. Ait olduğunu düşündüğümüz siyasal veya dinsel- düşünsel alandaki liderlerimizin hayatımız üzerindeki yönlendirmelerime bakalım. İlimizdeki valinin veya belediye başkanının toplumun durumunu etkileyen konulardaki duruşu ve verdikleri tepkilerin insanlar üzerindeki yansımalarını dikkate alalım. Yöneten ile yönetilen arasında pozitif veya negatif enerji akımı yaşanır. Hangi kurum olursa olsun; o kurumun dayandığı kurallar, yasalar, ilkeler bir yerde yöneticinin veya liderin düşünce ve ruh dünyasında eriyerek şekil alır.

Okullarda yönetim şemasının en üstünde yer alan müdürlerin konumunun ve etkisinin yeterince tartışıldığı söylemez. Eğitim- öğretimde sistem, öğrenci, veli ve öğretmen tartışılır ancak müdürler tartışılmaz. Bu da Türkiye sosyal- siyasal geleneğindeki alışkanlıklarındandır. Eleştirisi ve kuramı yapılmamıştır. Atananlardan çok seçilenlerin eleştirisi yapılır. Kamu dokunulmazdır, tartışılmazdır. Eğitim- öğretimin okul boyutundaki bütüncül her durumuyla yöneticilik düzeyinde yüzleşen bir kişinin olaylara- sisteme çok büyük etkisi vardır. Düşünceleri, yaklaşımları, ilişkileri ile öğrenci- öğretmen- veli üzerinde direkt etkiye sahiptir. Bu etki okulun her yanına siner ve bunun izleri görülür. Bir nevi müdür ile okul özdeşleşir.

Müdürler ile öğretmenler arasındaki ilişkileri etkileyen etkenlerden biri sahip olunan dünya görüşleri ve ideolojik bakış farklılıklarıdır. Türkiye’nin sosyal- siyasal gerçekliği doğal olarak okul ortamlarını da etkilemektedir. 1980 öncesi kamplaşmaların devamı olan anlayışlara sahip müdürler öğretmenlere karşı da aynı bakış açısından bakarak eşitlik temeline aykırı olan davranışlar sergileyebilmektedirler. Kendi bakış açısına yakın olan kişilere farklı, diğerlerine farklı yaklaşmaktadırlar. Okul içi barışı sağlayan, ideoloji üstü bakış açısıyla bütün öğretmenleri kucaklayabilen, yetenek, bilgi ve başarıyı önceleyen bir müdür tipi tüm öğretmenlerin beklentisidir.

Değişen toplum, yenilenen medeniyet düzeyleri, toplumsal- siyasal yapılar farklılaşırken yöneticilik düzeyinde yeni örneklemlerin ortaya çıkmaması süreci tıkamaktadır. Dünyadaki değişim hızının An’a sığdırılabildiği ortamda çağı, sorunları sorgulamayan ve anlamlandıramayan bir müdürün konumunun gereğini ifa ettiği söylenemez. Üretken olan, yeni yaklaşımları benimseyebilen, kendini yenileyebilen bir müdür profiline eğitim sistemimizin şiddetle ihtiyacı vardır. Çoğu kez müdür bu konumu elde etmenin ve garantilemenin verdiği “memursal” hastalıklara tutulmaktadır. Okulların barındırdığı hayat dinamiğini canlandırmayı değil sürekliliği önceleyen bir bekçivari duruş ile durumu “idare” etmeye çalışmaktadır. Okulun varlığının eğitimin tüm unsurlarının dile geldiği ve örnekleyici olduğu yer olarak değil de günü geçirmenin telaşının öne çıktığı görülmektedir. Hareketlenen öğretmen ve öğrencileri durdurmaya çalışan, “sorun”suz bir dönemin daha geçmesi için çabalayan mantalitenin anlaşılması zorlaşmaktadır.

Müdürler öğretmenler arasında seçilmesine ve atanmasına rağmen daha sonra öğretmenlere karşı bir duruşa geçen bir pozisyona geçmektedirler. Öğretmenlerle işbirliği- dayanışma duygusu- faaliyeti yerine bir çatışma- mücadele kültürü oluşmaktadır. Birbirinin varlığını tehdit olarak görmeye kadar vardırılabilmektedir. Eğitim ile iç içe oldukları halde bulunulan düzeyden daha da ileriye gitmek dururken “garip” bir tutumla kendi kendine yabancılaşma sürecine girmektedirler. Çalışmaları verimlileştirerek, yeni perspektifler yakalayarak açılım sağlama yerine elde edinilen konumun şekilsel tatminiyle yetinilmektedir. Görev paylaşımı adı altında kendine görevsizlikler çıkarıp okulla ilişkilerini doğal, içten bir yaklaşımla kurgulamayan idarecinin üstlendiği görev ve sorumluluk alanından hızla uzaklaştığını söylemek durumundayız.

Müdürlerin çok boyutlu ilişkileri vardır. Eğitim- öğretimle doğrudan veya dolaylı ilgili kurumlarla ilişkiler, öğretmen, öğrenci, veli, hademe vs. ile etkileşim alanı içindedir. Ancak bunlardan en önemlisi ve önde geleni öğretmenlerdir. Öğretmenler bir nevi öğrenci-veli ile müdürler arasında köprü ve iletişim konumundadır. Müdürler gücünü- rengini- verimliliğini öğretmenler üzerinden ifade ederler. Öğretmenliği öğretmenlere ilk realite düzeyinde ilk öğretenler okul müdürleridir. Özellikle ilk örneklik düzeyinde öğretmenlerin karşılaştığı müdürler o öğretmenin mesleki yaşamında çok güçlü etkiye sahiptirler. Mesleğe ilk adım atan öğretmenleri karşılayan öğretmenlerin mesleğe sevgi ve saygısı ilk karşılaşma ile şekillenir. Deyim yerindeyse “müdürünü söyle senin nasıl bir öğretmen olduğunu söyleyeyim” sözüyle ifade edilebilecek bir ortam oluşmaktadır. Yeni atanan öğretmenlerle oluşan kuşak farkı ile oluşan uçurumları kapatmak, tecrübeleri uygun bir iletişim dili ile iletmekten öte yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle öğretmenliğinin ilk yıllarında üniversite yıllarında oluşan teorinin çok uzağında olan pratikle yüzleştiğinde yaşanan kırılmayı tamir edecek olan müdürlerdir. Bu boşluğu tamir etmekten öte yeni olanı “bilmez” görüp onu kendi kalıplarına uydurmaya çalışan müdür ile öğretmen arasındaki süreç iyi yönlendirilmediği takdirde hayal kırıklıkları ile oluşan bir sürece dönüşmektedir.

Öğretmenler müdürlerin varlığını ancak törenlerde, toplantılarda veya soruşturmalarda görebilmektedirler. Eğitim- öğretim ile ilgili her türlü bağlantı noktasındaki öğretmenler ile müdürlerin bu kopukluğu anlaşılabilir değildir. Bir yıl içerisinde öğretmenler odasında sıklıkla görülebilen müdürler çok azdır. Okul yönetim yeri “Öğretmenler Odası” olması gerekirken odalarda yukardan, emredici bir yaklaşımla idarenin verimli olacağı düşünülemez. İhtişamlı müdür odalarında özel bir işletmenin patronluğu vizyonuyla değil öğretmen ve öğrenci ile iç içe ama bunu sadece sorun merkezli paylaşım değilde güzellikleri de katarak oluşturabilecek bir ilişki biçimiyle bir çok sorunun üstesinden kolaylıkla gelinebilir. Özel görüşmeleri dışında öğretmenler odası merkezli bir yönetim anlayışının ön planda olması gerekirken okul müdürleri öğretmeni muhatap alıp değer vermeyi, ona saygı duymaktan uzak, küçümseyen yaklaşımları da vardır. Yönetilecek, denetim altına alınacak bir nesne gözüyle bakılmaktadır. Birliktelik ile dinamizm kazanılabilecek bir işbirliği yapılmaz. Görüldüklerinde ise eleştiri için oradadırlar. Öğretmenler onun varlığını bir güç ve güven unsuru olarak değilde tehdit unsuru olarak algılama noktasına gelebilmektedirler. Yaşanan sorunlarda kullanılan dil ortaya çıkan durumu çözebilecek, daha olgun adımların atılmasına vesile olacak bir yaklaşım içerisinde olmalıdır. Müdürlerin bu noktada resmi işlerin çokluğundan veya diğer etkenlerin fazlalığından dolayı gibi mazeretler yerine verimliliği artırıcı yol ve yöntemlerle bunları aşabilecekken bu nedenleri kendine kalkan edinerek durumu mazur göstermesi sonuca ulaşmada hiçbir etkisi olmamaktadır.

Müdürlerin öğretmenlere bir teklifleri yoktur. Teklifler çoğu kez öğretmenden gelir. Bunların çoğunluğu gereksizliğine dair bir çok sözden sonra yapılmaması noktasında karara bağlanır. Yapılacak işlerin risk haritaları çıkarılır, hiçbir şeyin yapılmaması inancı öğretmene de sinmeye başlar. Öğretmen ise bir daha yeni bir teklif ile müdürün huzuruna gitmeye cesaret bulamaz. Müdürlerin o ana kadar yapılmayan, denenmeyen bir şeyi yapma iradeleri yoktur. Veya başka bir yöneticinin nasıl bir örneklik ile hareket ederek neler yaptığı noktasında merak oluşmamaktadır. Merak yerine kıskançlık ve çekememezlik devreye girmektedir. Öğretmenlerin beklentileri daha çok motivasyon noktasında toplanmaktadır. Sorunların çözümüne daima hazır duran aynı zamanda “Ya bir yol bul, Ya yol aç ya da Yoldan çekil” anlayışına sahip olmaları önceliklidir.

“Marifet iltifata tabidir” atasözü vardır. Yapılan çalışmaların sözlü veya maddi bir iltifatlarla pekiştirilmesi insan doğasının değişmeyen temayüllerindendir. Yapılan güzel bir işten dolayı alkışlanmak, taltif edilmek çalışmaların gelişerek devamını sağlayacaktır. Okullarda ise bu sürecin sağlıklı işlediği ve adaletli şekilde uygulandığı söylenemez. Bu noktada daha çok olumsuzlukların ön plana alınıp, bunlarında tartışılma üslubu insanı harekete geçiren değil kendi içine kapanmasına yol açan bir diyalog oluşturulur. Öğretmen görmezden gelindikçe kendi içinde kırgınlık yaşamakta, bu durum bir şeyler yapma şevkini de yok etmektedir. Öğretmenin yeni şeyler yapma azmi pekiştirileceğine bir şeyler yapmak suçmuş gibi muameleler de yapılmaktadır. Etkinlik düzeyi düşük olan, orijinal yaklaşımı olmayan bir öğretmen profilinin oluşmasına yol açılmaktadır. Özellikle yeni müfredat çalışmalarıyla öğretmenin etkinlik merkezli çalışmalarının artması ve projelerin çeşitlenmesi beklenirken okul müdürleri öğretmenlerin bu noktadaki çalışmalarını bazıları görmezden gelirken bazıları içinse önemli bir unsur olarak görülmediğinden geçiştirilmektedir.

Okul yönetimine geçen müdürler emekli olana kadar bu hakları olduğu için bu süreci sonuna kadar kullanmaktadırlar. Kendi kendine özeleştiri mekanizması yerine hep savunma, durumu idare etme ve en makul sebeplerle izah etme yaklaşımı ile yaşanan durağanlık sürüp gitmektedir. Bir öğretmenin zaafının veya ihmalinin bedelini bir sınıf öderken, bir müdürün yönetim zafiyetinin bedelini yönetimi altındaki tüm öğrenci ve öğretmenler çekmektedir. Müdürlük kabiliyet ve iradesine sahip olmayanların bu görevi bırakmak ve zararı azaltmak yerine ısrarla bu durumu kabullenmekten uzak yaklaşımla kendi durumlarını koruma güdüsü ile hareket etmeleri çıkmazları çoğaltmaktadır. 5 yıllık dönemlerde okul değiştirme mecburiyeti getirilmelidir. Aynı okulda 15 yıl görev yapmak verimliliği sağlamaktan uzaktır. İnsanın değişim ve gelişim doğasına da aykırıdır.

Yönetim sürecinde mevzuat ve yönetmelikleri avantaja dönüştürüp yeni açılımlar yapmak için değil de sınırlamak, kendini güvenceye almak ve bir şeyler yapmamanın mazereti haline dönüştürülür. Okul müdürleri yapılacak faaliyetlerin her aşamasında bulunmak isterler. İş ve görev paylaşımı ile bir ekip ruhu okullarda oluşmaz. Genellikle sorumluluk ya müdürün ya da bir öğretmene yüklenmiştir. Müdürler güç ve yetki paylaşımını esas alan bir tavırı esas almazlar. Kontrolleri ve denetimleri dışında bir işin veya paylaşımın olmasını doğru bulmazlar. “Kendi başıma iş almayayım” düşüncesiyle kontrol mekanizması adı altında büyük bir daraltma oluşturulmaktadır. Öğretmene düşünme ve yerine getirebilme iradesi bırakılmayınca yapılan işte verim alınamamakta ve motivasyon sağlanmamaktadır. Bununla beraber öğretmende kendine güveni azaltacak bir sürecin oluşmasına sebep olunmaktadır.

Öğretmenler müdürlerin kendisine tanıdığı düşünce ve hareket alanına göre hareket eder. Küçük olayları büyüterek, büyük olayları aşılmaz kılarak kendi içinde küskünlükler ile hareket etmektedir. Müdürlerin tanıdığı alana razı olmayıp kalıpları kırmak cesaretini bulamayıp kemikleşen iradeleriyle durağan bir irade oluşmaktadır. Müdürü aşma gibi bir yaklaşım öncelenmemektedir. Her sorunda sorumluluğu müdüre yükleme kolaycılığı ile kendi iradesini yok saymaktadır.

Okullardaki görev paylaşımı ve müdür yardımcılarının varlığı ile sorumluluk alanı daralmış, modern çağın bireysellik sürecine rağmen bu durum müdürlerin etki ve önemini azaltmamıştır. Liderin varlığı ve buna duyulan ihtiyaç insan varlığının genlerinde daima mevcuttur. Değişerek ve gelişerek öğretmen- öğrencilerin önünde yürüyen, sorunları yorumlama ve çözüm üretme kabiliyeti yüksek, kendi etki alanını bir damlanın durgun gölde yarattığı halka halesi gibi hareketlilik oluşturan okul müdürlerinin olması için hem sistemin hem de bireylerin çabalarını yoğunlaştırmaları gerekmektedir.

 


Tarih: 13:16, 30/9/2007 Kategori: REHBERLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

Din Eğitiminde Öğrencinin Düşünmeye Yönlendirilmesi

 

Dr. Aşkın ASAN (*)

 

(*)Karadeniz Teknik Üniversitesi, Trabzon İlahiyat Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi.

 

GİRİŞ

Din eğitim-öğretim uygulamalarının en önemli hedeflerinden biri öğrencide dinî ilgi ve merakı canlı tutma, din hakkında düşünme yeteneği geliştirmedir(1). Kişinin dinini anlayabilmesi tüm yaşamı boyunca sürecek bir çabadır. İlkokulda öğretmen bazı temeller atacaktır. Öğretmen dinî bilgileri çocuğun zihnine yığmak yerine, öğrencinin anlama, uyum, somuttan soyuta geçme, yargılama ve bilgiyi kazanabilme yeteneğini geliştirmelidir(2).Öğrenci dinî öğreti ve olguların, dinî geleneklerin üzerinde düşünmeye cesaretlendirilmelidir(3).

Uzun pedagojik deneyler, öğretim içeriğinin pasif bir şekilde alınmasıyla ve mekanik bir şekilde verilmesiyle hiçbir dersin eğitim etkisi yaratmadığını göstermektedirler (4).

Öğretmenlerin sınıf ortamında söyleyip yaptıkları öğrencilerin öğrenme düzeylerini etkileyen faktörlerdendir. Birçok araştırma, öğretmen davranışlarının öğrencilerin başarısına, kendini kabullerine, sosyal ilişkilerine ve düşünce gelişimlerine etki ettiğini kanıtlamıştır.

Öğretmenlerin düşünme düzeyleri ile öğrencilerin düşünme düzeyleri arasında sıkı bir ilişkinin olduğu Measel ve Mood’un 1972’de yaptıkları araştırmada kanıtlanmıştır. Yine Cole ve Williams’ın 1973’de yaptıkları araştırmada öğretmen sorularının mantığı ile öğrencilerinin yanıtlarındaki mantıklılık arasında korelasyon olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin yüksek düzey bilişsel sorular kullandıklarında öğrencilerinin eleştirel düşünme gerektiren testlerde ve standart başarı testlerinde aldıkları puanların yüksek olduğu saptanmıştır (5).

Öğretmen ve Din Öğretimi

İlkokullarda Din ve Ahlâk Öğretiminin verimliliği hakkında Mualla Selçuk’un 1988 yılında yapmış olduğu araştırmada görüşmeye katılan öğretmenlerin % 47.22’sinin öğretmenin anlatımı yöntemini %24.44’ünün ise soru cevap yöntemini uyguladıkları belirtilmiştir (6). DinKültürü ve AhlâkBilgisi derslerinde çoğu konuların öğretmenin anlatımı yöntemi ile işlendiği görülmektedir.Bu yöntemin en belirgin sınırlılığı öğretmenin aktif öğrencinin ise pasif olmasıdır. Günümüzün öğrenciyi merkez alan yaklaşımı artık bu pasif öğrenciyi istememektedir.

Dinî konuların sınıf ortamında öğrenciler tarafından kavranması, öğretmenin sorularının niteliğine ve öğrenciyi düşünmeye yönlendirecek ortamları oluşturmasına bağlıdır (7). Basit bir bilginin hatırlatılması değil, kapsamlı yanıt isteyen öğretmen soruları, çocuklarda yüksek düzey düşünme becerileri geliştirirler(8). Öğretmen sınıf içi tartışma ortamını oluşturacak zorlayıcı olmayan tarafsız sorularıyla; öğrencilerde dinin geçmiş ve günümüzde yaşanan sorunları hakkında eleştirel düşünebilme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur (9).

Öğrencinin Düşünmeye Yönlendirilmesi

Düşünme simgesel aracılık işlemidir.“Aracılık” düşünmenin, uyarıcı durum ile bireyin bu duruma gösterdiği davranım arasındaki boşluğu doldurması demektir.Başka bir deyişle, düşünme çevremize ilişkin bilginin işlenmesidir (10).

“Düşünme oluşumu” hakkında oluşturulan birçok model incelendiğinde şu üç temel sürecin varlığının belirtildiğini görmekteyiz(11).

1.Girdi: Verilerin duyular ya da bellekten geri çağırım yoluyla alımı,

2.İşleme: Verileri anlamlı ilişkiler içinde işleme koyma,

3. Çıktı: Bu ilişkileri farklı durumlara uygulama.

Beynimiz hiçbir zaman durmaz.Bizler bilgiyi uyurken bile işler durumdayız.Beyin girdi, işleme, çıktı süreçlerine aktif olarak katılır.Herhangi bir öğrenme sürecine tam olarak katılmadığı zaman bile beyin durağan değildir.Öğrenme ortamının, düzeni bozuk, güdülemeyen, anlamsız olduğu durumlarda beyin başka ortamlarda (düzensiz düşünceler, duygular, fiziksel duyarlılık, hayallere dalma, fantazi yapma, problem çözme, ruhsal yaratıcılık, anılara dalma gibi...)aktifliğini sürdürür.Düşünme, dış uyarımın iç işlem sonrasında duyular yoluyla alımıdır(12). Eğer yeni bir bilginin kodlanması gerekiyorsa, beyin bu bilgiyi daha önce bellekte kodlanan benzer bilgiyle eşleştirme, karşılaştırma ve ayrıştırma gibi faaliyetlere girişir. Bu süreç oldukça kısa bir sürede tamamlanır.

Öğretmenler sınıf ortamını öğrencilerin girdi, işleme ve çıktı süreçlerini işletecek şekilde düzenlemelidirler. Bu süreçleri işletecek en etkili yöntem öğretmen sorularıdır.Öğretmenler konu anlatımı sırasında ya da anlatım sonunda yöneltecekleri sorularla öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirebilirler.Girdi, işleme ve çıktı modeli ile öğretmenler soracakları soruların mantıksal yapısını; öğrencilerin verilen bilgiyi özümsemelerini, daha önce kazandıkları bilgiyle karşılaştırmalarını, anlamlı ilişkiler halinde işlemelerini ve bu ilişkileri yeni durumlara transfer edip, uygulayabilmelerini sağlayacak şekilde yapılandırabilirler.

Aşağıda DinKültürü ve AhlâkBilgisi öğretmeninin öğrencisine yönelteceği girdi, işleme, çıktı modeline uygun soru örnekleri sunulmaktadır.(Verilen soru örnekleri “Peygamberlere İman” ve “Kitaplara İman” konularıyla sınırlıdır.)

1.Bilgiyi Hatırlama (Girdi)

Bu basamak herhangi bir nesneyle ya da olguyla ilgili bazı özellikler kişinin görünce tanıması, sorunca söylemesi ya da aynen tekrar etmesi davranışlarını kapsar. Bu basamakta anlamını ve mantığını bilerek tanıma, söyleme ve ezberden söyleme vardır(13). Bu aşamada öğretmenlerin soracağı sorular öğrencilerden kavramları, bilgileri, duyguları, yaşantıları davranışa dönüştürmelerini sağlar.Öğrencilerin duyularını aktif hale getirir.Öğretmenlerin bu basamakta şu bilişsel davranışları gerçekleştirmeleri gerekir:tamamlama, sayma, eşleştirme, adlandırma, tanımlama, gözleme, anlatma, seçme, açıklama, sıralama, belirleme ve anımsama (14).

Bu basamakta sorulabilecek soru örnekleri ve kazandırılmak istenilen bilişsel davranışlar:
 
Sorular

Büyük KutsalKitapların adları nelerdir? 

Bu resim sana neler hissettiriyor? 

Hangi sözcük bu resme uygundur? 

Kaç tane kutsal kitap vardır? 

Allah’ın haber ve öğretilerinin yazılı olduğu kitaplara .................... denir. 

Aşağıdaki Kutsal Kitaplardan hangisi İsa Peygamber’e indirilmiştir? 

Yahudi ulusuna gönderilen peygamberlerin isimlerini söyleyiniz. 

Evinizde Kur’anı Kerim nerede durur? 

Bilişsel davranış

Adlandırma

Açıklama

Eşleştirme

Sayma

Tamamlama

Seçme

Sıralama

Anımsama

2.Bilginin İşlenmesi (İşleme)

Bu aşamada, girdi basamağında kazanılan davranışların öğrenci tarafından özümsenmesi, kendine mal edilmesi, anlamının yakalanması söz konusudur(15). Bu aşamada öğretmen sorularıyla, öğrencilerin gözlemledikleri veya daha önce kazandıkları bilgilerin sebep-sonuç ilişkilerini ortaya koyma, analiz etme, sentez etme, özetleme, karşılaştırma, farkını bulma ve sınıflandırmalarına yardım etmelidir.Bu basamakta gerçekleştirilmesi gereken bilişsel davranışlar şunlardır:Sentez, analiz, sınıflandırma, açıklama, karşılaştırma, farkını bulma, deneme, düzenleme, gruplara ayırma ve karşıtını belirleme (16).

Bu basamakta sorulabilecek soru örnekleri ve kazandırılmak istenilen bilişsel davranışlar:
 
Sorular

Allah niçin peygamber göndermiştir? 

Niçin diğer kutsal kitaplara inanmamız gerekir de onlara uymamız gerekmez? 

Kur’anı Kerim’in diğer kutsal kitaplardan üstünlükleri nelerdir? 

Aşağıdaki kutsal kitapları indiriliş sırasına göre düzenleyiniz. 

Namaz ibadetinin diğer ibadetlerden farkı nedir? 

Namaz ibareti, oruç ibadeti ile karşılaştırıldığında hangi ortak özellikleri bulursunuz? 

Din insanlara neden gereklidir?

Bilişsel davranış

Açıklama

Nedenlerini bulma

Karşılaştırma

Düzenleme

Farkını bulma

Benzetme

Sonuç çıkarma

3.Uygulama (Çıktı)

Bu düzeyde sorulacak olan sorular, öğrencilerin geliştirdikleri kavram ve ilkeleri özümsemelerini ve yeni durumlara uygulayabilmelerini sağlamalıdır(17). Bu düzey, öğrencinin yaratıcı ve eleştirel düşünebilme, hayal gücünü kullanabilme, değer sistemi ve yargı yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur.Bu düzeyde geliştirilmesi istenen bilişsel davranışlar şunlardır:İnceleme, yaratıcı düşünme, plân yapma, değerlendirme, yargıya varma, varsayımda bulunma, üretme (18).

Bu basamakta sorulabilecek soru örnekleri ve kazandırılmak istenilen bilişsel davranışlar:
 
Sorular

Peygamberlerin gönderilmesi toplum yapısını nasıl etkilemiştir? 

Kutsal kitaplar insanlara hangi mesajları verirler? 

Peygamberimizin ahlâkı niçin bize örnek olarak gösterilmiştir? 

Peygamberimiz neden peygamberlerin en büyüğüdür? 

İnsanlara kutsal kitaplar gönderilmeseydi durum nasıl olurdu? 

Bilişsel davranış

İnceleme

Genel sonuç çıkarma

Değerlendirme

Yargıda bulunma

Varsayım


 

Öğrencilerde, yaratıcı ve yapıcı bir kişilik geliştirmek, düşünme yeteneklerinin gelişmesine önem vermeye bağlıdır. Çocuğu düşünmeye alıştırmanın ilk koşulu, onu, düşünebileceği bir soru ile karşılaştırmaktır(19).

Öğretmenler öğretim konularını bir“soru” biçimine sormak yoluyla; bu soruları girdi, işleme, çıktı süreçlerini işletecek şekilde düzenleyerek, öğrencilerin bilişsel davranışlar geliştirmelerini sağlayabilirler. Dikkatli ve doğru seçilmiş sorular öğrencilerin:

1.Sözel anlamlar ve bilişsel süreçler arasında bağ kurma yeteneklerini geliştirir.

2. Girdi, işleme, çıktı süreçlerini alıştırmalar yoluyla işletir.

3.Bilişsel süreçlerin farkına varmalarını ve okul sonrası ortamlara uygulamalarını sağlar.

4. İlgilerini dinî olgularla ilgili soru sormaya yönlendirir.

5. Dinî ilgi ve meraklarını canlı tutar.

6.Din hakkında düşünme yeteneklerini geliştirir.

Sonuç

Din eğitim-öğretim uygulamalarının en önemli hedeflerinden biri, öğrencide dinî ilgi ve merakı canlı tutma ve öğrencinin din hakkında düşünme yeteneğini geliştirmedir. Dinî konuların sınıf ortamında öğrenciler tarafından kavranması, öğretmenin öğrenciyi düşünmeye yönlendirecek sorularının niteliğine bağlıdır. Düşünmenin oluşumu hakkında ileriye sürülen modeller incelendiğinde girdi, işleme, çıktı olarak belirtilen üç temel sürecin varlığını görmekteyiz. Öğretmenler bu süreçleri işleterek, öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirebilirler.

Bu çalışmada,Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeninin öğrencisine yöneltebileceği soru örnekleri sunulmuştur. Bu soru örnekleri, insan düşünme modelinin girdi, işleme, çıktı süreçlerini işletecek şekilde hazırlanmıştır. Böylece, etkili öğrenme ortamı oluşturulurken, öğrencilerin din hakkında düşünme yeteneklerinin gelişmesi sağlanacaktır. 
 

(1)Beyza Bilgin, Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi,A.Ü.İlahiyat Fakültesi Yayınları,Ankara, 1988, s.95.

(2)Mualla Selçuk, Çocuğun Eğitiminde Dinî Motifler, Türkiye DiyanetVakfı Yayınları,Ankara, 1991, s.138.

(3)Marcia Bundy Seabury, “Teaching Dystopias:The Value of Religious Questioning”, Journal of General Education, Sayı:44, (March 1995), s.180-195.

(4)Muhsin Hesapçıoğlu, Öğretim İlke ve Yöntemleri, Beta BasımYayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1994, s.147.

(5)D.Redfield, E. Rousseau, “A Meta-Analysis onTeacherQuestioning Behavior”,Review of Educational Research, Sayı:51, (Summer 1981), s.234-245.

(6)Selçuk, a.g.e., s.128.

(7)C.Gregory Higgins,“Some Questions to AskBefore Leading a Class Discussion”, Religious Education, Sayı:89, (Win. 1994), s.68-79.

(8)A.JamesBellance,“A call for Staff Development”, Developing Minds:A Research Book for Teaching Thinking, Assocation forSupervision andCurriculum Development,Autumn, 1985, s.126.

(9)C.FrederichRsinger, “Religion in the Social StudiesCurriculum”, ERICDigest, Say:071. 1993.

(10)CliffordT.Morgan, Psikolojiye Giriş, Çev.SibelKarakaş ve ark. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Yayınları, Ankara, 1984, s.144.

(11)Arthur L.Costa, “TeacherBehaviorsThatEnable Student Thinking”, Developing Minds:A Reseacrh Book for Teaching Thinking,Assocation for Supervision andCurriculum Development, Autumn, 1985, s.126.

(12)Arthur L.Costa, “Toward a Model of Human Intellectual Functioning”, Developing Minds:A Research Book for Teaching Thinking,Assocation forSupervision andCurriculum Development, Autumn, 1985, s.64.

(13)Veysel Sönmez, Program Geliştirmede Öğretmen El Kitabı, PegemYayınları,Ankara, 1994, s.36.

(14)Costa, 1985, a.g.e., s.127.

(15)Sönmez, 1994, a.g.e., s.46.

(16)Costa, 1985, a.g.e., s.127.

(17)Sönmez, 1994, a.g.e., s.51.

(18)Costa, 1985, a.g.e., s.128.

(19)Cavit Binbaşıoğlu, Öğrenme Psikolojisi, Kadıoğlu Matbaası, Ankara, 1991, s.89.


 


Tarih: 17:48, 17/9/2007 Kategori: REHBERLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

REHBERLİK

OKUL BAŞARISIZLIĞI OLAN ÇOCUKLAR İÇİN AİLEYE ÖNERİLER

 

1)Anne-baba ve çocuk arasındaki bozuk ilişkilerin çocuğun okul başarısını olumsuz etkileyeceğini unutmayınız.

2)Çocuğun başarısızlıkları karşısında kırıcı değil,anlayışlı olmaya çalışınız.Onun kişiliğini zedeleyici ağır ve onur kırıcı sözler söylemeyiniz.Öncelikle kardeşleriyle ya da arkadaşlarıyla kıyaslama yapmayınız.

3)Elde ettiği hatalı sonuçları eleştirmeyiniz.Yavaş yavaş ve onu incitmeden daha iyi sonuç elde etmesini sağlayabilirsiniz.

4)Çocuk, anne baba ve diğer büyükleri tarafından mutlaka sevildiğine emin olmalıdır.İstenilmediğine inanan çocuğun duygusal dünyası güven altında değildir.Bu nedenle çocuk problemli ve başarısız olup çıkar. Çocuğunuza sevildiğini ve evde bir yeri olduğunu hissettirin.

5)Çocuğunuzun üzerine onu sıkacak ve bıktıracak şekilde düşmeyiniz.Çocuğa aşırı baskı,sevgi ve ilgi göstermeyiniz.

6)Çocuğunuzun yetenekleri üzerinde büyük işler ve başarılar beklemeyiniz.

7)Çocuğunuzun size yardım etmek veya kendi başına iş yapmak için gösterdiği ilk belirtileri gözden kaçırmayınız. Bu girişlerini destekleyiniz.

8)Çocuğa başlangıçta başarma ve ulaşma olasılığı kuvvetli olan işler veriniz.Amaçlar gösteriniz.

9)Çocuklar usanç belirtileri gösterdiği veya işlerini baştan savma yapmaya başladığı zaman onlara başka görevler veriniz.

10)Çocuğunuzun yanında aile soranlarınızı tartışmayınız.Ev içi sorunların çocuğunuzun ders çalışmasına engel olacağını ve onda olumsuz düşünceler yaratacağını unutmayınız.

11)Rüşvet vermek hatadır. İyi ve sorumlu olmayı onda bir fiyat ve pazarlık haline getirmeyiniz.

12)Uygulamayı düşünmediğiniz bir cezayı hiçbir zaman bir tehdit aracı olarak kullanmayınız. Vermeyi açıkladığınız cezayı uygulamanız gerekir.

13)Aynı kusuru durmadan cezalandırmaya devam etmeyiniz.Çocuk aynı kusuru tekrar ediyorsa en iyisi bunun nedenini araştırmaktır.

14)Kendisinden ne beklediğinizi çocuğunuza anlatınız.

15)Anne baba ve evdeki öteki büyükler arasındaki farklı eğitim görüşleri çocuğu huzursuz yapar. Bu nedenle aile, eğitim  görüşünü mümkün olduğunca birleştirmeye çalışmalıdır.

16)Anne ve babanın çocuğa karşı davranışları istikrarlı ve tutarlı olmalıdır.Değişik zamanda değişik davranışlar çocuğun neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamasını engeller.

17)Anne baba olarak çocuğunuzun karşısında sevgi,bağlılık ve fedakarlık örneği olunuz. Çocuk kişiliğinin oluşmasında en çok anne babanın kişilik özelliklerinin etkili olduğunu unutmayınız.

18)Çocuğunuzun iyi arkadaşlık ilişkileri kurmasına yardımcı olunuz.

19=Çocuğunuzun öğretmeni ile sık sık görüşünüz.Anne baba ve öğretmen birbirlerini destekledikleri sürece çocuk evin ve okulun gereklerine karşı saygı gösterir.

20)Evde dikkat dağıtmayacak bir çalışma atmosferi, iyi çalışma koşulları,ortaklaşa çalışma , gerilim ve sınav korkusu olmayan bir ortam yaratmaya çalışınız.


Tarih: 15:16, 5/5/2007 Kategori: REHBERLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

REHBERLİK

ÖĞRETİCİLİK ve EĞİTİCİLİKTE BAŞARI SAĞLAYAN NİTELİKLER

 

1-Her çocuğun kendi yeteneğine göre ölçüler tespit edin.Çocuğu kendi istediği gibi ve başarılı olabileceği düzeyde bırakın.Ona yapabileceği ödevleri ve işleri veriniz.

   (Seviyesinin üstünde olan ölçüler tespit etmeyiniz.Çocuktan yapabileceğinden fazla miktarda bir iş veya seviyesini aşan bir iş beklemeyiniz.)

2-Çocuğu,iyi yaptığı işlerden veya eskisinden daha çok başarılı olduğunuzdan dolayı takdir ediniz.Çocuğun yaptığı işlerdeki ilerleme ne kadar az olursa olsun,onun gayretlerini övünüz.Çocuğunu kendi yetenekleri içinde yeni durumlar ve tecrübeleri denemeye teşvik ediniz.

   (Bir çocuğun taptığını başka bir çocuğun yapabildiğiyle kıyas etmeyiniz.Eğer çocuğun elinden daha iyisi gelmiyorsa onun gayretlerini küçümsemeyiniz ve memnuniyetsizlik göstermeyiniz.)

3-Çocuğu her hangi bir yeteneğinden dolayı övünüz ve kendisine bu yeteneği gösterme imkanı veriniz.Çocuğu herhangi bir işi veya bu şekilde muhakkak başaracağına inandırınız.

   (Çocuğu yapamayacağını hissettiği bir işe zorlamayınız.Her yaptığında kabahat bulmayınız.)

4-Her çocuğa özel bir yeteneği olduğunu gösteriniz.Bazıları bir şeyi yapabilir.

   (Çocuğa hiçbir şey başaramayacağını telkin etmeyiniz.)

5-İşini her defasında elinden geldiği kadar iyi yapmaya teşvik ediniz.

   (Mükemmeliyet için çabalamayınız.değersiz de olsa çocuğun gayretleri ile alay etmeyiniz.)

6-Onu,daha iyisini yapmaya teşvik edin,işin daha iyisi olarak nasıl yapılması lazım geldiğini çocuğa bırakınız.Onu kendi yetenekleri ile baş başa bırakın.

   (Çocuğun yaptığı hatayı başka çocukların veya büyüklerin yanında yüzlerine vurmayın.)

7-Çocukları birbirlerine yardım etmeye teşvik edin.Çocuğun kaba hatlarını ona gizli olarak anlatınız.

(Çocuk yardım etmeye çalıştığı zaman onu küçümsemeyiniz ve alay etmeyiniz.)

8-Çocukları iş biriliğine teşvik edin.Her çocuğun umuma faydası dokunabilecek bir şeyi vardır.

(Çocuğa verdiğiniz bir işe yardım ediniz veya o işi açıklamaktan kendinizi esirgemeyiniz.)

9-Ona iyi çalışmayı öğretin ve iyi çalışma alışkanlığı verin.

(Çocuğa hiçbir şey başarmaya muktedir olmayacağı hissini vermeyin veya gayretlerinin değersiz olduğu fikrini vermeyiniz.)

10-Çocuğun ne yapması lazım geldiğini iyice anladığından emin olunuz ve onları başarması için lazım gelen yardımı esirgemeyin.

(Çocuğa gerektiğinde seviyesi düzeyinde ayrıntılı açıklamalar yapmaktan kaçınmayısınız.)     

 


Tarih: 15:10, 5/5/2007 Kategori: REHBERLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa İnternet Radyo ve TV

< SiteniEkle.NET - PaylasimTurkey.Com Popüler Siteler

Din Ahlak Eğitim Siteleri Eğitim Siteleri Birliği Dini100.Net İslami Siteler Birliği iSLAMi Toplist Bedava100.Net -Kültür ve Sanat Siteleri İslami Siteler